Meral Akşener’in Yeni Partisinin İsmi ve Logosu Belli Oldu

25 Ekim 2017
Meral Akşener’in Yeni Partisinin İsmi ve Logosu Belli Oldu

Akşener’in partisinin adı da belli oldu. Kurulacak yeni partinin adı ‘İyi Parti’ olacak. Parti adı için kısaltma kullanılmayacak, logoda ‘İyi Parti’ ifadesi yer alacak. Akşener’in sloganı ise şöyle: ‘Türkiye iyi olacak’…

 

Meral Akşener, kuracağı partinin başvuru dilekçesini İçişleri Bakanlığı’na teslim etti. Partinin adının ise İYİ Parti olduğu öğrenildi.

Akşener ve partisinin kurucu üyeleri şu an Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde partinin tanıtımını yapıyor.

Meral Akşener’in konuşması sırasında bozkurt işaretlerinin yapılması dikkat çekti. Akşener’in konuşmasının satır başları şöyle:

“Biz bu referandumda çalışırken Bursa’da bir şey vardı. Hatırladınız mı Bursalılar? ‘Vallahi de olacak, billahi de olacak’ demiştik. Vallahi de oluyor billahi de oluyor…

Değerli misafirler; öncelikle aranızda olmaktan duyduğum onuru 80 milyonla paylaşmak istiyorum. Bir Çarşamba sabahı bizi burada toplayan güce, ol deyince olduran güce, Allah’ım sana sonsuz şükürler olsun.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK SAVAŞI BİLE TBMM İLE YÖNETMİŞ

Ankara’dan başlayarak yürüyen büyük milletim, Türkiye’nin her yerinden yollara düşen, mesele Türkiye ise, Türk milleti ise “çıkarız, yürürüz, geliriz” diyen kahraman dava arkadaşlarım;

Siz iradelisiniz, siz inançlısınız, siz imanlısınız! İnançlı insanlara, haklı insanlara Allah yardım eder. Biliyorum ki bizlere de yardım edecek inşallah.

Ülkemiz bir asrı aşkın çok partili siyasal hayata sahiptir. Milletimiz bu süre zarfında karşılaştığı bütün sorunları hep milli irade ile aşmıştır. Büyük devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları bu toprakların ikinci defa vatan kılınmasında milli iradeyi esas almışlar, savaşı bile TBMM ile yönetmişlerdir.

1940’lı yıllara gelindiğinde Milli Şef dönemi ve talihsiz 1946 seçimleriyle toplumun gerisine düşmüş, zamanın dışında kalmıştır. Sadece 10 yıl sonra 1960 askeri darbecileri, kendilerini milli irade yerine koyarak siyaseti askıya almışlardır. Milletimiz demokratik tavrından sapmadan, bu otoriter kadroların tasarımını boşa çıkarmış, yeni bir parti iktidarıyla Türkiye’nin hızını kesen engelleri kaldırmayı başarmıştır.

AKP 2007’DEN SONRA VİZYONSUZ BİR GÜCE DÖNÜŞMÜŞTÜR

12 Eylül 1980’de bu salonu şereflendiren birçok kişinin yakından bildiği 12 Eylül 1980’de siyasetin bir kere daha askıya alınmasına şahit olduk. Milletimiz aynı şekilde yapılan tasarımları çöpe atmış, yeni bir partiyi iktidara taşımış ve Türkiye’nin yolunu aydınlatmıştır.

Türk siyasetinde demokratik işleyiş 12 Eylül’de bozulmuştur. 2002 seçimleri milletimizin yolsuzlukluk, yasaklar olarak tanımladığı toplumsal sorunlarından çıkma arayışıdır. Bu arayış AKP’yi iktidara taşımıştır. Başlangıç yıllarında başarılı da sayılır. Ancak 2007’den sonra vizyonsuz bir güce dönüşmüştür.

Bütün bunların sonunda Türkiye operasyonlara açık hale gelmiş. 2007’den itibaren o operasyonlar sahnelenmeye başlamıştır. 2007’den itibaren toplumsal karşılığı donmuş, işlevsiz bir muhalefet, muhalefet dahil demokratik olmaktan çıkmış bir siyasal yapı mevcuttur.

TÜRKİYE YORGUNDUR, MİLLET YORGUNDUR, DEVLET YIPRANMIŞTIR

16 Nisan referandumu, arkadaşlarımın deyimiyle ‘kirli referandum’ 1946 seçimleri adeta tekrar sahnelenmiş, siyasal hayatımıza yeni bir usül eklenmiştir. Toplumsal destek yetmezseyargıçlar tamamlar. Toplumsal desteği bulamazsanız YSK, yargıçlar yardımınıza koşar. Demokrasi tehdit altındadır. Ve iktidarın hukuku her şeyin üzerindedir. Post-modern milli şef dönemi başlamıştır ama sürdürülebilir değildir.

Aziz Milletim! Bugün 25 Ekim 2017. Türkiye üzerine yapılan araştırmalar, bütün gözlemler şu sonucu gösteriyor: Türkiye yorgundur, millet yorgundur, devlet yıpranmıştır. Siyasal iklimin değişmesi dışında hiçbir sağlıklı yol kalmamıştır. Hiçbir çıkar yol kalmamıştır. O çıkar biziz, o çıkar sizsiniz, o çıkar 80 milyon Türk milletidir.

Milletimizin her türlü hegomonyayı değiştirme gücü var. Milletimiz yine demokratik siyasetten sapmadan Türkiye’nin önünü açmaya karar vermiştir. Umutlarımız var! Hayallerimiz var! Zengin bir Türkiye istiyoruz. Adil bir Türkiye istiyoruz gücümüz var! Özgür bir toplum istiyoruz gücümüz var! Mutlu bir Türkiye istiyoruz hakkımız var!

Türkiye kucaklaşmasını başlatıyoruz! Allah vatana millete insanlığa hayırlı etsin, hayırlı eylesin!

Allah vatana millete hayırlı eylesin. İyi adettir, iyi kararlılıktır, iyi umuttur, iyi gelecektir, iyi bilgidir, iyi zenginliktir, iyi cesarettir o da burada var!

İyi medeniyet demektir! Ve bu yolun taşlarını sadece cesurlar döşer! Cesurlar da buradadır. İyilik güneşinin yanında salondaki binler 80 milyonla kucaklaşıp Türkiye olacak! Türkiye coğrafyasıyla kucaklaşıp Avrasya olacak! Dünya ile kucaklaşıp bir bütün dünya olacak. Daha iyiye yönelecek! Allah’ın izniyle millet iradesini arkasına alan İyi Parti ile güçleneceğiz, mutlu bir Türkiye olacağız.

Açıkça ifade ediyoruz ki; bizler siyasette bir alan aramıyoruz bunu talep de etmiyoruz. Çağrımız bütün Türkiye’yedir. İnanıyoruz ki partimiz güçlü ve mutlu bir Türkiye’nin yolunu açacaktır.

Buradan bütün partilerimizin kurucularına ve genel başkanlarına teşekkür etmeyi bir borç biliyoruz.

ATATÜRK’Ü, TÜRKEŞ’İ, ÖZAL’I, ERBAKAN VE YAZICIOĞLU’NU ANIYORUM

Bu vesileyle Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Rauf Orbay, İsmet İnönü, Celal Bayar ve Adnan Menderes’i, Süleyman Demirel’i, Necmettin Erbakan ve Başbuğ Alpaslan Türkeş’i, Turgut Özal’ı, Bülent Ecevit’i, şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve ebediyete intikal edip de adını burada zikredemediklerimizi rahmetle anıyoruz.

İyi Parti’nin değerli mensupları, siyasal hareketler yaşadıkları çağı ve dönemi kavrayabilmelediri. Eğer bunlar iyi kavranabilirse toplum ileriye taşınır.

Kafamızı gündemden biraz kaldırıp yaşadığımız dünyaya biraz baktığımızda değişimin şaşırtıcı bir süreç izlediğini görüyoruz. İletişim teknolojisi ile dünya düzleşmiştir. Hepinizin elinde akıllı telefonlar, naklen yayın yapıyorsunuz. İsterseniz bize bütün basın yayın kapanmış olsun. O mecrayı aştınız yürüyorsunuz. Yol bulamıyorsanız, yol açacaksın! İşte açtınız yolları, bugün buradayız!

10 yıl içinde Almanya dışında bir Avrupa ülkesi G-7 ülkeleri arasında bulunmayacak.

Arap baharıyla harekete geçen, bölge değişimini değişim gözüyle okuyamayanlar sadece Türkiye’yi değil geniş bir coğrafyayı kurban etmişlerdir.

Ekonominin yeni efendileri bilgi piyasasının sahipleridir. Yaşları 30’un altındaki milyarderlerin sayıları oldukça şaşırtıcıdır.

Milli markalarımızı, küresel firmalarımızı yeni teknoloji içerisinde yaratmak zorundayız. Bunların dışında her yol çıkmaz sokaktır.

DERİM Kİ SİZE; BU İKTİDAR GİDİCİ

Dünyadaki gelişmeler adeta Kapıkule’de durdurulmaktadır. Kapıkule’den geçiş bazı konularda çok kolay ama bilimde, yeni bilgide yasak hemşerim! Bugün Türkiye’nin tarihin gerisinde kalacağı konuşuluyor. Türkiye tarihin gerisinde kalamaz, buna asla müsaade etmeyeceğiz! Buna seyirci kalmamak için buradayız. Birinci işimiz gelişmenin ve ilerlemenin peşinden koşacak bir Türkiye’dir. Bununla ilgili reformları ivedilikle hayata geçirmek zorundayız.

15 yıldır devlet eğitime daha fazla bütçe ayırmakta. Aileler çocukların eğitimine daha fazla para ayırmakta. Çocuklarımız ise diğer ülkedeki çocuklara göre okullarda daha fazla zaman geçirmekte. Netice; 10 yılda 10 basamak gerileme. Dünya’daki gelişim ele alındığında Türkiye’nin ilk 10 girememesi aklımızla alay etmektir.

TEOG’un değişimini akşam haberlerinden öğrenen Bakan varken ne düşünüyorsunuz Akşener derseniz; Bakan’ın yerinde olmak istemezdim.

Ama derim ki size; bu iktidar gidici! Ama çocuklar bizim çocuklarımız. Biz gençlerimizin beyinlerine sınırlar çizmeyelim. Kendi çocuklarımızdan korkmayalım. Onlara eğitim, hür ortamlar verelim. Bırakalım onları düşünceleri olsun, hayalleri olsun, düşünsünler, üretsinler.

Yani demek istiyorum ki kindar nesle gerek yok. İyi Parti olarak kararlıyız! Eğitimde kalite artacak. Bilim ve teknolojiye öncelik verilecek. Bireysel özellik alanları genişletilecektir. Hedefimiz Türkiye’nin 7 yıl olan eğitim ortalamasını 11’e çıkarmaktır. İyi Parti olarak bunu başlaracağımıza gönülden inanıyorum. Bu iddiayı burada hepinizin huzurunda bir vaat olarak değil iktidara geldiğimizde yerine getireceğimiz bir namus sözü olarak veriyoruz.

İyi bir iktidar gelecek. Eğitimi ailelerin üzerinden yük olmaktan çıkaracak inşallah. Bir ülkede kamu düzeni millet, devlet ve hukuk demektir. Kamu düzeninin olmazsa olmazı hukuktur. Hukuk olmazsa devlet çözülür, millet bozulur.

Adalet korkakların düşmanıdır. Bu nedenle adaletten ve liyakattan uzak yönetimler korkak yönetimlerdir! Özgürlük alanlarını daraltan yönetimler, adaleti kaldıran yönetimler korkak yönetimlerdir! Bunlar birlik dilini kullanmazlar.

Unutmayalım ki…Siyasi merkezli yargı kararları, düşman kurşunundan daha tehlikelidir.

Bir kurşuna bir can veririz, yerine binler koyarız.

Fakat, adaleti sağlayamayan yargı, vicdanları çürütür, milleti bozar, devleti çözer….

Nasıl, yargının siyaseti kuşatmasına karşı mücadele ettiysek, siyasetinde, iktidarların da, yargıyı kuşatmasına yol vermeyeceğiz…

Yaşadığımız şehrin sokaklarında, erkenden   bir gezinti yapalım

Her sabah; Polis karakola, memur daireye, öğretim üyesi üniversiteye, esnaf işyerine, işçi fabrikaya, çiftçi tarlaya öğrenci okula, mutlu gitmemektedir.

Her sabah, erkenden uyanan ev kadını çocuklarının yüzüne, umutla bakamamaktadır.

Bütün araştırmaların ortak sonucu da, maalesef böyledir..

Neden?  sorusuna cevap, liyakat ve hakkaniyet kalmadı.

Bu ülkenin insanları, böyle bir tabloyu hak ediyor mu? Hak hak etmiyor hem de, hiç hak etmiyor.

500 MİLYAR DOLAR İHRACAT YAZARSINIZ, 2 TRİLYON DOLAR MİLLİ GELİR YAZARSINIZ

Buradan 80 milyonla, aziz milletimle, Zamanın üstünde kalmış bir “dersi” paylaşmak istiyorum…

Büyük müjde gerçeklemiş, Müslümanlar Mekke’yi fethetmişlerdir.

Efendimizin amcası, Hz. Abbas ve damadı Hz. Ali, en büyük prestij olan Kabe’nin sorumluluğunun kendilerine verilmesini, Hz. Peygamber’den talep ediyor.

Efendimiz ise “O işi Talha Ailesi yapıyor” diyor.

Hz. Abbas’ın “Ama onlar Müslüman değiller ki” şeklinde hatırlatmasına, efendimizin, kendi damadına ve amcasına cevabı; “Ama Onlar bu işi iyi yapıyorlar” şeklinde olmuştur…

Makam mevki aile efradına değil, Talha ailesine kalıyor. Davaları  İslam’dan kutsal olanlar, Rehberleri ve Reisleri, Peygamber’den güçlü olanlar, menfaatleri dururken, hakkaniyeti nasıl kavrasınlar.

Efendimizin bu cevabı, evrensel ders niteliğinde değil midir? Şüphesiz öyledir . Bu nedenle, saygın ilahiyatçıların vurguladığı “devletin dini adaletdir”, sözünü kıymetli buluyoruz…

İyi Partinin kıymetli mensupları!

Türkiye, kendine yakışır bir çıkış yakalamalıdır, Bu nedenle, rekabetçi siyasal sistemi çalıştırmak zorundayız. Medya ve iletişim alanları baskılanmamalıdır, halk, ülke gündemindeki konularda, siyasi partilerin görüşlerini öğrenebilmeli, karşılaştırma imkanına sahip olmalıdır.

Tek kişilik yarışla iyi bulunmaz. Tek taraflı konuşmak, kör propagandadır, neticede devleti de körleştirir, dış politika gibi, çözüm süreci gibi yanlış politikaların temel sebebi budur.

Bugün yaşadığımız şekliyle, siyaset rekabetçi olmaktan çıkarsa, devlet, toplumun gerisine düşer kendini yenileyemez, ileriye atılamaz. Politikalar, masa başında, yukarıdan inme yapılır.

Mesela 2023 hedefleri gibi ;

500 milyar dolar ihracat yazarsınız, 2 trilyon dolar milli gelir yazarsınız. Kağıtlara yazarsınız, zaman ilerler, yazdığınız tarihin bile gerisine düşersiniz.

Mesela uçak üretimi gibi; 2011 seçimlerinde satamadığınızı, 2014’te, olmadı, 2015’te tekrar raflara çıkartırsınız. 2017’de de gider Amerika dan 11 Milyar Dolar’a uçak satın alırsınız…

Siyasetin işleyişini yeniden düzenlemek zorundayız. Demokratik katılım- Güçlü parlamento- Milli irade ilişkisi, vazgeçilmezdir.

Venedik kriterleri ve çağdaş demokratik ilkeler çerçevesinde, siyasi partiler kanunu demokratikleşecektir.

Partilerimizin hepsinde uygulanan, “Atıyorum Seni – Seç Beni” modeli kaldırılacaktır.

Genel merkeze yönetici atarken, yeterli sayılan iradenin, atananları değiştirirken yok sayılması, kabul edilebilir değildir, değiştirilecektir.

Genel merkezin, seçimle gelen hiçbir kademeyi görevden alma yetkisi olmayacaktır. Yargı kararları hariç, seçimle gelen, seçimle gidecektir.

Milletvekili ve diğer siyasi mevkilere aday belirlenmesi, üye ve hatta seçmen tercihlerinin etkin olacağı bir şekilde düzenlenecektir.

Montesquieu’ya göre, “kanunların anası, seçim kanunudur.”

Açık, şeffaf, demokratik, denetlenebilir bir siyasal partiler ve seçim yasası oluşturma mecburiyeti vardır. Katılım, güç demektir. sandık devletin namusudur.

SON ON YILIN BÜYÜME RAKAMI 1960’IN GERİSİNDE KALDI

Kıymetli Yol Arkadaşlarım….

Şimdi, Ekonomi penceresini bir açalım. Türkiye, 2001 krizinden sonra radikal düzenlemeleri devreye sokmuş, bütçe açığı, kamu borç yükü ve bankacılık gibi temel alanlarda reformlar yapmıştı.

2002 seçimlerinde iş başına gelen iktidar, 2005 yılında Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlamıştı. Aynı süre içerisinde dünya, tarihindeki en yüksek nakit bolluğunu yaşamaya başlamıştı. Özellikle, küresel kriz nedeniyle gelişmiş ülkeler, dünyayı adeta paraya boğdu. Bol para, bizim gibi finansman sıkıntısı çeken, yüksek faiz ödeyen ekonomileri coşturmuş, ekonomik dar boğazlar aşılmıştı.

Bizim gibi, gelişmekte olan ülkelerin tamamında; Faiz ve enflasyon düşmüş, ihracat ve büyümede artış seyri izlenmiş, kamu borç yükü azalmıştı.

Türkiye’de 2002 den sonraki ilk beş yıl için,% 6,5 gibi başarılı bir büyüme yakalanmıştı.

2007 yılına kadar aldığımız yolu, yapısal reformlarla sürdürebilmeliydik. Siyasal yapı, hukuk, ve  ekonomi  alanında, zamanın ruhuna uygun düzenlemeler yapabilmeliydik.

Böyle bir yolu tercih etseydik, bugün refah treninde, güçlü bir ülke olma yolunda, mesafe almış olurduk. Yapamadık; 2007 ye kadarki başarılı büyüme, düşüşe geçti. Son on yılın büyüme rakamı,1960 dan beri gerçekleştirilen, % 4,5 luk, Türkiye ortalamasının altında kaldı. Giderek de zayıflamaktadır.

İşsizlik 13.4 ile tarihi rekorda, 5-10 bin liralık ihtiyaç kredi faizi, yüzde 25’e yaklaşmış. Dikkatiniz sunuyorum, 500 büyük firma, kazancının üçte ikisini, faize ödüyor.

MİLYARLARCA LİRALIK YOLSUZLUK İDDİALARI KARŞISINDA, NE YARGIDAN, NE DE HÜKÜMETTEN BİR SES ÇIKMIYOR

Türkiye, maalesef, dünyanın en yüksek faizini ödeyen ekonomilerin başında, bugün, faiz lobisi çok daha mutlu. Biz bu Refah trenine neden binemedik, sebebi ekonomi yönetiminin yetersizliği değildir. Saygın bir iktisatçı “son 15 yılda tren bizim istasyona iki defa uğradı, ama biz orada yoktuk” diyor. Biz başka istasyonlardaydık, başka istasyonlarda.

Ekonomik çıkıştan  niçin düştük; Üç temel kaynağı var ;  -Yapısal hale gelen Yolsuzluk,   -Dış Politika serüveni – Siyasi Operasyonlar…

-Yolsuzluk: zaman, zaman ülkelerin gündemlerinde yer alır. Mesela Almanya da, Cumhurbaşkanı 350 Avro kadarlık otel faturasını bir işadamı arkadaşına ödettiği için soruşturma geçirmiş, iddia doğru bulunmuş, Cumhurbaşkanı görevinden ayrılmış, kendisinden devlet itibarı geri alınmıştır.

Mesela Türkiye de, Rahmetli Özal dönemi, kabinede bir bakan için yolsuzluk iddiasında bulunulmuş, görevden alınarak yargıya intikal ettirilmiş. Söz konusu bakan, suçlu bulunup mahkûm edilmiştir. Yaygın yolsuzluk, hukukun yeterli olmadığı ve demokrasinin kıt olduğu ülkelerde görülür.

Bu sıralar,  şöyle duyuyoruz; yolsuzluk mu? Efendim doğru ama, etrafta, altta birileri yapıyor. Laf bu…

Kardeşim, yolsuzluk duman değil ki , yukarıya çıksın. Yolsuzluk, çamurdur, çamur, yukarıdan aşağıya akar. Maalesef, Türkiye de yolsuzluk, iddialar zinciri olmanın ötesine çoktan geçmiş, bakanlar ve daha üst yöneticilerimizin ifadelerine dönüşmüştür. Yukarıdan,  yerel yönetimlere kadar yaygınlaşmıştır. Milyarlarca liralık yolsuzluk iddiaları karşısında, ne yargıdan, ne de hükümetten bir ses çıkmıyor. Kamu malının emanet olduğu çoktan unutulmuş, yolsuzluk adeta dokunulmazlık alanına dahil edilmiştir. Fetva verecek “besleme fakih” bulmakta da zorluk çekilmemiştir.

İmanım gibi inanıyorum ki, yolsuzluğa bulaşmış her kim olursa olsun, itibarını bırakmadan bu dünyadan göçmeyecek. Yolsuzluk konusunda ahlaki boyut bir tarafa, yolsuzluk atmosferinin yaygın olduğu bir ülkede, ekonomik yatırım yapılabilir mi? Teşebbüs hürriyeti ne kadardır?  Sisteme güven kalır mı?

Sayın Durmuş Yılmaz, geçenlerde Yabancı bir basın mensubunun “partinizin iktidarında ekonominin patronu siz mi olacaksınız” sorusuna, “ekonominin patronu güvendir” cevabını verdi.

Güven ortamı temin edilirse, % 6-7 lik büyümeye rahat erişilir dedi, oradaydım. Durmuş bey, %6 dan aşağısını başarısızlık sayarım, unutmayın.  Güven yoksa fabrika bacası yükselmez, iş yapma arzusu kalmaz. Evet. Son üç yılın en önemli ekonomi başlığı,” Rusya ile domates anlaşması”, refah treninde neden yokuz, işte birinci neden böyle özetledik.

BÖYLE YÖNETİLEN DIŞ POLİTİKAMIZ, TRENDE OLAMAYIŞIMIZIN İKİNCİ NEDENİDİR

İYİ Partinin Saygın Mensupları….

Türk dış politikası, istikrar kavramını merkez alır. Osmanlıdan –Cumhuriyet hükümetlerine devreden bir süreç. Bu bakımdan, 2000’li yılların başındaki “sıfır sorun” söylemi, devlet birikimimize uygun düşmekteydi. İran, Rusya ve Avrupa dahil, bölge ülkelerinin istikrarından, büyümesinden en karlı çıkacak ülke Türkiye’dir. Rusya merkezli, sosyalist bloğun açılım süreci bu düşünceyi doğrulamıştır. Dış ticaretimizin yaklaşık yarısı, Avrupa ülkeleriyledir. 2005 deki AB için tam adaylık süreci ve istikrar arayıcı politikalar, ekonomimize hız katmıştı.

Peki.. ne oldu da bugün farklı şeyler konuşuyoruz. Birçok konuda olduğu gibi, dilleriyle söylediklerinin peşinde olmadıkları anlaşıldı. Politika yapımları dışişlerinin koridorlarından taşındı, Türkiye adeta akıl tutulması yaşadı. Mavi Marmara ile yanaştık, Mısır’dan girdik, Suriye’den çıktık. Bu arada Almanya’dan, Rusya’ya kadar el atmadığımız yer kalmadı.

Şimdi..  Bıraktıklarımızı arıyoruz.

Sadece Suriye’nin, mültecilerle beraber maliyeti 200 milyar TL. Dış politika macerası, yıllık büyüme oranını yaklaşık bir buçuk puan aşağı çekmiştir.  İran’a yönelik ambargonun kaldırılması süreci oldukça öğreticidir.   Pazar ihtiyacı olan Avrupa ülkelerinin, Amerika ya   baskısı sonuç vermiştir. Biz ise adeta kendimize ambargo koyduk. Siyasi itibar kaybı ayrı bir maliyet. En önemli pazarlarımızı kendi ellerimizle tahrip ettik. Üstelik milyarlarca lira harcayarak. Böyle yönetilen dış politikamız, Trende olamayışımızın ikinci nedenidir.

Geçen hafta hükümete yakın Sabah gazetesi yazarı Mevlüt Tezel, Azerbaycan Türklerinin açtığı “Karabağ” pankartı sonrası “ezik” ifadesi kullanmış, kamoyundan büyük tepki görmüştü. Salonda bir araya gelen İyi Parti gönüllüleri Karabağ için aynı koreografiyi hazırladı.

İşte o görüntüler:

 

YORUMLAR
Anahtar Kelime: ,
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN