1240 Yılı Kasım’ı Başında ‘Babai Türkmen Kıyamı’; Malya Ovası’nda Kan Gölü…

21 Ekim 2019
1240 Yılı Kasım’ı Başında ‘Babai Türkmen Kıyamı’; Malya Ovası’nda Kan Gölü…

“Menteş kardeşim benim,

sen cansın, sen yiğitsin;

Bektaş yapayalnız.

Hırka Dağı, serinlet beni.

Su vermez ki Seyfe Gölü, baştan sona tuzdur.

Yürüyor Türkmenler kadın erkek, çoluk çocuk;

davar sürüleri ve çadırlarıyla

ta Horasan’dan Sivas’a Tokat’a, Malya Ovası’na.

Malya Ovası kımıl kımıl, Seyfe Gölü ışıl ışıl. Yürüyor Gıyasettin’in kiralık askerleri Erzurum’dan Malya Ovası’na; en mükemmel silahlar ve zırhlarla.

Fakat göğüslerinde korku ve titreyen kalpleri.

Celalettin mısra mısra gazeller düzmekte Konya sokaklarında döne döne.

Kelimeler, kelimeler;

Türkmenlerin dilinde Türkçe, Celaleddin’in dilinde Farsça…

Ve Peygamberin dilinde Arapça…

Konya, ne oluyor sana. Bir titriyorsun, bir celalleniyorsun?

Celaleddin,

Mevlana Celaleddin,

bırak Konya sokaklarında sema yapmayı da bu tarafa bak;

sonra şiirlerini okuyacak kimse kalmayacak.”

(Kıyam Şiiri- Durali Yılmaz)

TARİHİN EN BÜYÜK TÜRKMEN AYAKLANMASI

Babai İsyanı’nın birbirinden yüzlerce kilometre uzakta ki güçlü kaynağı bulunmaktadır. Birincisi, topluluğun dini yönlendiricisi Baba İlyas’ın Amasya bölgesindedir. İkincisi, Baba İlyas’ın müridi Baba İshak’ın Türkmen hoşnutsuzluğunu yönlendirdiği Suriye-Türkiye sınır bölgesinde…

 Baba İshak, Baba İlyas’dan aldığı talimatlarla Türkmenlerin sığır ve koyunlarını satarak silahlandırır. Kimi tarihçilere göre 50 bin, kimilerine göre 60 bin askeri Türkmen gücü oluşmuştur.

İkinci Gıyaseddin Keyhüsrev’in üzerine asker gönderdiği Baba İlyas, Amasya Kalesi’ne sığınır. Aynı günlerde Amasya Kalesi’nin kuşatıldığını öğrenen Baba İshak, Baba Resul’dan (Baba İlyas) gelen bir haberle 1240 yılı sonlarında ayaklanmayı başlatır. Önlerine gelen tüm şehirleri zapt ederek Sümeysat, Kahta ve Adıyaman’ı ele geçirirler. Malatya Valisi’ni de bozguna uğratarak Malatya’yı zapt ederler.

Cebniler, Karamanlılar da bu isyanlara katılırlar. Tokat da Babailerin eline geçer.

Kuzey Suriye’de başlayan Türkmen yürüyüşü, bütün hızıyla sürerken Baba İlyas, Amasya’da Selçuklu askerlerince iyice kuşatılır. Kıstırıldığı Amasya Kalesi’nde öldürülür. Baba İlyas’ın müritleri ölüsünü kaçırıp “ambarlı evliya tekkesi”ne gömerler.

Baba İlyas’ın öldürülmesinden kısa bir süre sonra, Baba İshak yönetimindeki Babalı güçleri Amasya’ya girerler. Türkmenler, şeyhlerinin öldürüldüğüne inanmayıp eski Şaman inancına göre onun gökten melekleri çağırmaya gittiğine inanarak bütün güçleriyle Selçuklu ordusuna saldırıp Selçuklu komutanı Armağan Şah’ı öldürürler.

MALYA OVASINDA TÜRKMENLER  ÇEMBERLENİYOR

Ordusunun yenildiğini duyan Selçuklu Sultanı, Erzurum da sınırı beklemekle görevli ordusunu geri çağırır. Gürcü, Frenk askerleri ile donattığı bu orduyu güçlendirir. İki ordu, 1240 yılı Kasım’ı başında Kırşehir Malya Ovası’nda savaş düzenine girer. Babalılar’ın dinsel gücünden ürken Müslüman askerler de savaşa girer. Selçuklu ordusu karşı saldırıya geçer. Aylardır yenilgi nedir bilmeyen Türkmenler şaşırmışlardır. Ebul Ferec, savaşı şöyle betimler:

“Roma diyarında (Anadolu’dan) gelip toplanan 60 bin atlı, 6 bin Türkmen’den kurulu bu küçük kuvvete hücum edemediler. Bunun üzerine Sultanın hizmetinde bulunan bin Frenk atlı, hiddetle alevlenerek dişlerini gıcırdattılar ve yüzlerinin üzerine hac işareti yaparak bu sapık adamların üzerine hücum ettiler ve onları dağıttılar. Daha sonra Araplarda bunlarla beraber hareket ederek Türkmenleri çemberlediler ve hepsini kılıçtan geçirerek mahvettiler. Bunlardan, erkek, çocuk, hayvan, velhasıl. hiçbir şey kurtulmadı.”

Selçuklu Sultanı’nın ordusu ilerleyen Babailerle Kırşehir vilayetinin Malya sahrasında karşılaşmış. Sultan bu savaşta öncü kuvvet olarak Hıristiyan askerlerini çıkarmış, askerlerin başında Frenk kumandanı ve Gürcü oğlu (Fardayla) Şalva’nın oğlu Pherdavla da bulunmuştur.

Osman Turan, İbn Bibi’nin bu kaydını Ebul Ferec’in Beayuais’in teyit ettiğini de belirtmekte, daha da önemlisi yazar, Süryani Ebul Ferec’e göre Selçuk Sultanının hizmetinde bulunan Frenk askerlerinin, asilere karşı hiddetlenerek dişlerini gıcırdattıklarını, “Baba Resul”ün maneviyatına karşı alınlarına haç işareti yapmadan savaşmadıklarını belirtmektedir. 

LATİNLERE 300 BİN FLORİN ALTIN ÖDÜL

Babailerle savaşmaya kimse cesaret edemediğinden, Latinler Babai Türkmenlerini imha edince Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev, Latinleri 300 bin Florin altın vererek ödüllendirmiştir. 

Osman Turan‘ın aktardığı kaynaktaki bilgilerde 4 bin kişinin kılıçtan geçirildiği, nihayet 2-3 yaşındaki çocuklar dışında Türkmenler’den hiç kimseyi sağ bırakmayacak şekilde doğrandığına işaret edilmektedir. 

Osman Turan, Ebul Ferec’in Süryanice eserinde “Amasya’da Selçuklu büyükleri tarafından yakalanan Baba’nın boğdurulduğunu”, Arapça Muhtasar’da da asilerin son imhası sırasında (ki burası Kırşehir Malya Ovası’dır.) Baba ve İshak adlı iki şeyhin esir edilip boyunlarının vurulduğunu, Baba İshak’tan da Baba’nın Adıyaman’a gönderildiği müridi şeklinde bahsedildiğini aktarır. 

Ebul Frec’in anlatımına göre, Baba’ya pusu kurup boğmuşlar. Bu haberi alan Türkmenler Baba İshak’ı aramışlarda onu da bulamamışlar. Ancak Baba’nın göklere çıkıp meleklerin yardımını getireceğine inanıp savaşa devam etmişlerdir. 

Baba İlyas, Barhebraeus’a göre çatışırken, Simonde Saint Quentin’e göre yaralandıktan sonra. Selçuklu yazarı İbn Bibi’ye göre de asılarak öldürülmüştür. 

İslam Kaynakları ve Selçuklu Yazarı İbn Bibi’ye Göre Baba İlyas:

İSLAM MUHİTİNDE İLERİ GİTMİŞ ESKİ BİR TÜRK ŞAMANI”   

X. ve XIII. Yüzyılda tüm bilimlerin dinsel tabular içinde tutuklu olduğu hatırlatıldığında sözü edilen dönemde her türden eylemliliğe girişen hemen bütün çevreler eylem ve istemlerine dinsel kalıp ve kılıflar geçirerek, işi halka sunmak durumunda kalmışlardır ki, Baba İlyas ve ardılları da böyle yapmıştır. 

Söz konusu isyanın oluşumunda en büyük rol üstlenen Baba İlyas, Anadolu’ya Horasan’dan gelmiş Amasya’ya yerleşerek büyük bir şeyh olmuş, dervişlerine de Babai denmiştir. 

XII-XII. yüzyıl.’da Erzurum, Malatya, Sivas ve Elbistan dolayları Türkmenlerin toplu olarak yoğun yaşam sürdürdükleri bölgelerdir. Bunların önde gelen kimseleri Amasya’da bulunan Baba İlyas’ın müridi olmuşlardır. Sözü edilen dönemde eski Türk Şamanlarını hatırlatan “Baba” lakaplı Türkmen şeyhleri, köylülerin ve göçebelerin manevi hayatlarının başlıca nazımı ve hakimi idiler. İslam kaynakları ve Selçuklu yazarı İbn Bibi, Babailer ‘in lideri Baba Resul’u “İslam muhitinde ileri gitmiş eski bir Türk Şamanı” ve de “kâfir” olarak vasıflandırmıştır. 

Babai İsyanı’nın nasıl ve hangi sebeplere bağlı olarak ortaya çıktığına ilişkin devrin resmi tarihçileri: Babailerin dini düşünüş ve yaşayışlarıyla ilgili olarak “Etnak-ı Bidin” (Dinsiz Türkler) , “Babaiyan-ı Harici (Harici Babailer), “Tapdukiyan Mübahi “(Her kötülüğü geçerli sayan Tapduklular) gibi tezyif ve tahkir edici ifadeler kullanmışlardır. 

Babai ayaklanmasının ilk ve büyük kıvılcımının nasıl ateşlendiğini Baba İlyas’ın torunu ve Kırşehirli Aşık Paşa’nın oğlu Elvan Çelebi’ye dayanarak aktaran Ahmet Yaşar Ocak “İkinci Gıyaseddin Keyhüsrev’in Amasya’da yerleşmiş bulunan Baba’nın gün geçtikce büyüyen ve çoğalan müritlerinin endişelenmeye başladığını, ortada bir çok dedikoduların dolaştığını, köre kadının sözlerine kanarak kumandanlarına Çat köyünü basmalarını emrettiğini, bu sırada Selçuk askerlerinin üzerine geldiğini haber alan Baba İlyas’ın en yakın müritlerlerini de yanına alarak, köyü ve zaviyesini terk edip o zamanlar Haransa diye alınan Amasya Kalesi’ne sığındığını, bu arada şeyhinin başına gelenleri öğrenen İshak-ı Sami’nin (Baba İshak) isyanını başlattığını” söylemektedir. 

Burada adı geçen “Çat köyü”nün şimdiki adının “İlyas” olduğu bilinmektedir. Esasen Selçuklu kaynaklarına göre, Baba İlyas’ın Sultan I. Alaaddin’le ilişkileri son derece sıcak olmuş, dahası sultan Alaaddin, Baba İlyas’a vaktiyle Kayseri kadılığını ve Amasya’da bir tekkenin şeyhliğini vermiştir. Babasını zehirleyerek sultan olan İkinci Gıyaseedin Keyhüsrev’in babasının yakın dostlarına karşı sıcak olmadığı da akıllarda tutulmalıdır.

BABAİLİKTEN BEKTAŞİLİĞE UZANAN SÜRECİN, BİRBİRİNİN ARDILIYDI

Selçuklu Devleti’ni şiddetli bir şekilde sarsan ve Hükümdarını taç ve tahtından ümit kestirecek kadar korkutup, başkentten kaçıran büyük isyan bu şekilde sona ermiş, Sultan, tehlikenin bertaraf edildiğinden emin olduktan sonra Konya’ya dönerek yeniden eğlenceli hayatına başlamış, savaş sonrası beş yıl boyunca kovuşturmalar sürmüş, zindanlar Babailerle doldurulmuştur. 

 Babai isyanlarına iştirak etmeleri nedeniyle Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından çok sayıda Ahiler de tutuklanmış, bu tutuklananlar arasında Ahi Evran da yer almış. Hacı Bektaş’ın kardeşi Menteş öldürülmüştür. 

Babai ayaklanmasının bastırılması Anadolu Türkmenleri’ni durdurmaya, onların söylemlerini unutturmaya yetmez. Baba İlyas müritlerinden Horasanlı Hacı Bektaş’ı Veli, kendi adını taşıyan tarikatı kurar. Bektaşilikle ve daha öncesinde Babailikle barışıl olmayan Mevlevi kaynakları bile “Horasanlı Hacı Bektaş, Anadolu’da zuhur eden ve taraftarlarınca Baba Resul Allah denilen Baba Resul’un Halifesi idi” diyerek “Babailikten Bektaşiliğe uzanan sürecin, birbirinin ardılı olduklarını” doğrular

 BABAİLERDEN KALANLAR, OSMANLININ KURULUŞUNA HARÇ OLUYOR.

Ünlü tarihçimiz Prof.Dr Halil İnalcık’ın bir gazete röportajında “sağlığım ve ömrüm elverseydi Amasya’dan Kırşehir’in malya ovasına kadar yürür,Babailerin romanını yazardım’dediği ve genel bir ittifakla öyle ya da böyle gelmiş geçmiş “tarihin  en büyük Türkmen ayaklanması” olarak tescil edilen bu isyanın dönemsel süreç içinde olumlu olumsuz etkilerine ilişkin değişik söylem ve yaklaşımlar sergilendi.

Bilindiği gibi 1240 yılındaki bu isyanın ardından hemen 3 yıl sonra Moğol orduları girdi Anadolu topraklarına..Ancak  başka başka yorumlar ve öngörüleri de burada belirtmekten geçemeyeceğim.

Prof Dr. Osman Turan’a göre; “özünden kopmuş Selçuklu yönetimi ise; Kürt, Gürcü, Rum, Ermeni asillerini ve Frenk şövalyelerinin oluşturduğu kuvvetlerle Babai Türkmenlerini ancak yenebilmiş, fakat bu hareket; ‘Türk dirlik ve birliğini’ sağlama yönünden fikri bir harekâtın babası olarak; Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu sağlamıştı”. 

Nitekim Osman Turhan; bu anlayışın ürünü ve hedefi olarak da; Babai İsyanı’na katılan “Kolonizatör Türk Dervişleri“ni, Şeyhleri, Babaları, Dedeleri, Abdalları, Ahileri, Bacılar Örgütünü; Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda öncü olarak görülmekte olduğuna dikkat çeker.

Baba İlyas’ın soyundan gelen, Muhlis Paşa, Âşık Paşa ve onların halifeleri olan  Babailer’in  uclara, batı sınır bölgelerine göçerek özellikle Osmanlı uc bölgesinde toplum ve kültür hayatında önemli rol oynadıkları ve bu kuruluş sürecine katıldıkları hususu, tüm araştırmacılarca ve tarihçiler tarafından  genel bir kabul hali almıştır. 

Osmanlı tarihçisi Âşıkpaşazâde’nin soy kütüğü-nü çıkaran Franz Babinger’e göre Baba İlyas, Âşıkpaşazâde’nin 5.kuşak atasıdır. Babinger’e göre Baba İlyas’ın devam eden soy zinciri şöyledir: 

Horasanlı Ali, Horasanlı Şücaaddinİl- yas (Baba İlyas), Muhliseddin Musa Baba (Muhlis Paşa),Ali (Âşık Paşa),Şeyh Selman, Şeyh Yahya Derviş Ahmed Âşıkî

Bu kütüğe göre Âşık Paşa ailesinin daha sonraları yaşamış bir ferdi de Tevarih-i Âl-i Osman adlı kitabı ile tanınan, Âşık Paşazâde diye bilinen Derviş Ahmed Âşıkî‘dir.  Âşıkpaşazâde, ismini dedesi Âşık Paşa’ya nispetle almıştır.

OSMANLININ KURULUŞUNDA MEVLEVİLER DEĞİL, BABAİLER VE AHİLER VARDIR.

Yine Prof. Dr Halil İnalcık “Osmanlı Beyliğinin Doğuşu” başlığıyla Osmanlı beyliğinin kurulduğu uç coğrafyaya atıfta bulunur. 1240’larda Selçuklu Devleti’ne karşı Baba İlyas etrafındaki Türkmen ayaklanmasına katılan Babai dervişleri Halil İnalcık’a göre, Ucların en uzak noktalarına dolayısıyla Osmanlı topraklarına kaçıp sığınmışlardır. Tamda bu noktada, Anadolu da Moğollara ve kukla Selçuk yönetimine karşı gelişen Türkmen hareketinin Osmanlının kuruluşunda oynadığı röle dikkat çeker ve şöyle der:

“  Bu Uc’larda daha 13. yüzyıl içinde, Denizli (Tonguzlu), Karahisar (Afyon), Kütahya, Kastamonu, Amasya, klâsik İslâm-Türk medeniyetinin yerleştiği merkezler olarak gelişmişti. Daha ileride dağlık bölgelerde yarı-göçebe savaşçı Türkmenler, çağdaş kaynaklardaki deyimiyle, Etrâk-i Uc, egemendi. Onlar, hinterlandda egemen olan Orta Doğu kozmopolit kültürün, gelişmiş bir şehir hayatının ve merkezî devlet siyasetinin etkisinden uzak idiler. Uclarda, dinsel yaşamda, dervişler ve Orta Asya Türk gelenekleri (Yeseviyye ve Babaiyye) egemendi. Orada savaşcı elemanlar, Alplar, Alp-erenler kendini İslâmî gazâya adamış, kutsal ganimetle yaşayan uc gazileri idi; dinsel yaşama, heterodoks dervişler, genel abdal adıyla tanınmış Türkmen babaları yön veriyordu.1261 tarihini, Anadolu’da Moğollara karşı geniş Türkmen hareketinin başlangıcı saymak yerindedir. Bu hareket, Türkmen beyliklerinin, bu arada Osmanlı beyliğinin kuruluşu sürecini başlatmıştır. Bu tarihten başlıyarak Anadolu iki siyasi bölgeye ayrılmıştır. Biri İran İlhanlı Moğol Devleti’nin ve onların kuklası Selçuklu Sultanların egemen olduğu doğu kısmı, öteki uc Türkmenlerinin egemen olduğu batı kesiti. Selçuk batı sınır bölgesinde kurulmuş Eşref oğulları, Hamid oğulları, Sahib Ata oğulları, Germiyan (Alişir) oğulları ve Çoban oğulları (Kastamonu) ve Selçuklu sınırları ötesinde Bizans toprakları üzerinde fetihle kurulmuş Batı uc beylikleri (Menteşe, Aydın, Saruhan, Karesi ve Osmanlı beylikleri) Türkmen egemenliğinde yarı bağımsız Anadolu’yu temsil ediyordu. Orta Toroslar bölgesinde Kilikya-Çukurova’da küçük Ermenistan’a karşı Memlûk sultanları ile beraber sürekli gaza yapan Karaman Türkmenlerinin Konya’ya karşı ilk saldırıları 1261 yılına rastlar. Aynı yılda Selçuklu sultanı II. İzzeddin Kevkâvûs, Moğolların destek verdiği rakibi karşısında yenilerek yandaşları ile birlikte, uc Türkmenleri yanına sığındı ve sonunda Bizans’a kaçmak zorunda kaldı. Keykâvûs’un batıya kaçışı ile ilgili bir olay, Balkan tarihi ve Balkanlar’da İslâmlaşma ile yakından ilgilidir. Baba Saltuk, Batı’ya göçen babaîlerdendir.”

Adnan Yılmaz

YORUMLAR
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN