Ekonomik Kurtuluşumuz Atatürk’ten Geçiyor

14 Ağustos 2018
Ekonomik Kurtuluşumuz Atatürk’ten Geçiyor

Düşünün;

Henüz yeni savaştan çıkmışsınız , her şeye sıfırdan başlıyorsunuz.

Memleketin bütün tersaneleri dış güçlerin elinde.

Ekonominiz tamamen dışa bağımlı bir halde.

Kendileri azınlık olan ancak ülke piyasasını belirleyen bir grup var.

Memleket kapitülasyonlarla dış güçlerin adeta at oynattığı bir pazar konumunda.

Yani şu anki durumumuzdan çok çok daha kötü bir haldeyiz.

Peki cephede kazanılan savaş , ekonomik olarak da nasıl kazanılacak ?

Mustafa Kemal Atatürk’ün öncelikli amacı tam bağımsız, milli ekonomik çıkarların gözetildiği, dış pazarlara ve yabancı ekonomilere bağımlılığın kaldırıldığı, milli ekonominin kurulması oluyor.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin devraldığı Osmanlı ekonomisi çeşitli ticaret anlaşmaları ve kapitülasyonlarla dış güçlerin kontrolüne geçmiş.

Bu yüzden ülkede yerli sanayi gelişmediği gibi yeri zanaatkarlar da çökmüş ve yurt içinde yetiştirilen ürünler bile tüketici pazarlara ulaştırılamaz olmuştu.

Atatürk’e göre çağdaş uygarlık düzeyine erişebilmenin en önemli yolu  yine ekonomik kalkınmadan geçiyordu ve bunu sık sık dile getiriyordu.

ysa Atatürk çağdaş uygarlık düzeyine erişebilmenin en önemli, hatta hayatî yolunun, yine ekonomik kalkınmadan geçtiğini de hem söylevleri hem de başında bulunduğu uygulamalar dolayısıyla gayet açık bir biçimde ortaya koymuştur. Bu durumda yapılacak iş, Osmanlı’nın hatalarına düşmeksizin kendi kendisine yeterli, dış ekonomik ilişkilere açık, ama dıştan gelen olumsuz etkilere karşı korunan, millî bir ekonomi düzenini kurmaktan ibarettir.

Önce 560 yıllık kapitülasyonlar uzun uğraşlar sonucu Lozan Anlaşmasıyla kaldırıldı.Kapitülasyonların Osmanlı’yı ne hale getirdiğini bilen Atatürk o yüzden dış borçlanmaya da karşıydı.

Her ne kadar kıt kaynaklarla da olsa ekonomik kalkınmayı gerçekleştirirken bile dış borçtan kaçındı.Bunu yaparken Osmanlı borçlarının da %70’ini alnının akıyla ödeyen bir Türkiye Cumhuriyeti vardı.Hatta öyle ki Türkiye Cumhuriyeti 1947 yılına kadar dış borçlanmaya gitmemişti.

İşte tüm bu  kısıtlı imkanlara rağmen ekonomik alanda art arda inkılaplar gerçekleştirildi.

Atatürk bireysel girişimciliğe çok önem veriyordu.Ona göre Devlet , üreticiyi ve girişimciyi desteklemeli ve teşvik etmeliydi.

Bunun için 6 Ağustos 1924’te Türkiye İş Bankası kuruldu.

Daha sonra 19 Nisan 1925’te Türkiye Sanayi ve Maden Bankası kuruldu.

Zaten tarım bir tarım ülkesi olan Türkiye’de öncelikli amaç sanayileşmek ve sanayileşme ile birlikte öğrenilecek ve kazanılacak olan teknoloji birikimini tarıma da yansıtarak daha efektif bir ekonomik modele ulaşmak öncelikli amaç oldu.

İlk yıllarda, özel girişimlerin teşvik edildiği ve desteklendiği  ilk sanayi atılımı beklenen başarıyı yakalayamadı.

1929 yılında başlayan ”Dünya Ekomonik Buhranı’nın  olumsuz etkilerinden korunmak ve kendi kendine yeten bir ekonomi kurmak için devletin korumacı önlemlerinin şemsiyesi altında, sanayileşme hamlesini başlatma kararı alındı.

Ve alınan bu kararın ardından peş peşe sanayi atılımları gerçekleştirildi;

1933 yılında sanayi kuruluşlarına kredi vermek ve tüm bankacılık işlerini yapmak ve sanayinin gelişmesine ilişkin tedbirler almak üzere Sümerbank kuruldu.

20 Mayıs 1933’te Devlet Hava Yolları, Petrol Arama ve İşletme İdaresi ile Altın Arama ve İşletme İdaresi kuruldu.

1934 yılında Eskişehir Şeker Fabrikası, Turhal Şeker Fabrikası, Konya Ereğli Bez Fabrikası, Bakırköy Bez Fabrikası, Bursa Süt Fabrikası, İzmit Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası,  Zonguldak Antrasit Fabrikası, Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası, Isparta Gülyağı Fabrikası, Ankara, Konya, Eskişehir, Sivas Buğday Siloları, Kayseri Bez Fabrikası kuruldu.

2 Haziran 1935’te devletin maden ve enerji ihtiyacını sağlamak amacıyla Etibank kuruldu. Yine aynı yıl içerisinde Maden Tetkik Arama Enstitüsü kuruldu ve İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan satın alındı.

1935 yılında Nazilli Basma Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası, Gemlik Suni İpek Fabrikası kuruldu.

1936 yılından itibaren madenlerin millileştirilmesi politikasına gidildi.

1936’da Ankara Çubuk Barajı, Zonguldak Taş Kömürü Fabrikası, Nuri Demirağ Uçak Fabrikası, Malatya Sigara Fabrikası, Malatya İplik Fabrikası, Bitlis Sigara Fabrikası, Elazığ Şark Kromları İşletmesi kuruldu.

1936’da İzmir Havagazı Şirketi ve İstanbul Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.

1937 yılında Malatya Bez Fabrikası, İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası, Karabük Demir Çelik Fabrikası kuruldu. Kozlu Kömür İşletmeleri yabancılardan satın alındı. Diyarbakır-Cizre demiryolu yapıldı. Trakya-İstanbul Demiryolları yabancılardan satın alındı. Urfa Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği kuruldu.

1938’de Divriği Demir Ocakları, Sivas Çimento Fabrikası kuruldu.

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal Atatürk birinci beş yıllık sanayileşme planı ile birlikte ardı ardına sanayi atılımları gerçekleştirirken diğer taraftan da ekonomi de milliyetçilik esası gereği yabancıların elindeki ulaşım, alt yapı ve iletişim kurumlarını bırakın satmayı tek tek satın alarak millileştiriyordu.

Özellikle stratejik kurumlar tek tek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bünyesine alındı.

Mustafa Kemal Atatürk’e göre her fabrika birer kaleydi.

O kendisi için değil Türk Milleti ve onun yegane devleti Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği için mesai harcıyordu.

Bununla ilgili de şöyle diyordu ;

“Herhangi bir kişinin, yaşadıkça memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Aklı başında bir adam ancak böyle davranır. Yaşamda tüm zevk ve mutluluk, ancak gelecek kuşakların onuru, varlığı ve mutluluğu için çalışmakta bulunabilir.”

Mustafa Kemal Atatürk çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için milli ve tam bağımsız bir ekonominin yanında akılcı ve bilime dayalı bir eğitim sistemi olması gerektiğini de düşünüyordu.

Ona göre Milli ve Tam Bağımsız bir ekonominin en büyük tamamlayıcısı bilime dayalı ve akılcı bir eğitim modeliydi.

Bugüne geldiğimizde ise dış borç batağına sokulmuş, stratejik kurumları satılmış, fabrikaları satılmış, tarım ürünlerini bile ithal eder bir ülke haline gelmiş durumdayız.

Ekonomik kalkınma , tam bağımsız , yerli ve milli bir ekonomi yine Atatürk’e dönmekten geçiyor.

Bunun için üretim ekonomisine geçmeli , kaynakları daha verimli ve efektif kullanarak , birçok gereksiz yatırım da tasarrufa gitmeliyiz.

Bunu sadece devlet eliyle değil devlet şemsiyesi altında özel girişimleri de teşvik ederek ve destekleyerek yapmalıyız.

Kendi kendine yeten bir milli ekonomi cari açığı kapatacağı gibi üreten bir ekonomi dış borç yükünü azaltırken yeni borçlanmaların da önüne geçecektir.

İşte biz Mustafa Kemal Atatürk’ün hayal ettiği ve başardığı bağımsız bir milli ekonomi o dönem göre daha fazla olanağa sahip bir devlet için hiç de zor değil !

Sadece doğru kararlar almaktan ve uygulamaktan geçiyor.

Bir de bizim için çalışmaktan mutlu olan Mustafa Kemal Atatürk’ü rehber edinmekten geçiyor.

Esenlikler…

 

YORUMLAR
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN