Sel felaketi Kervansaray Dağları için yeni bir uyarı oldu
Sel felaketi Kervansaray Dağları için yeni bir uyarı oldu
Kırşehir’de yaşanan sel felaketi, Kervansaray Dağları’ndan kent merkezine inen su yollarını ve bölgede planlanan madencilik faaliyetlerinin yaratabileceği olası riskleri yeniden gündeme taşıdı.
Kırşehir’de yaşanan sel felaketi, Kervansaray Dağları’ndan kent merkezine inen su yollarını ve bölgede planlanan madencilik faaliyetlerinin yaratabileceği olası riskleri yeniden gündeme taşıdı.
Kırşehir’de yaşanan son sel felaketi, yalnızca birkaç saatlik şiddetli yağışın sonucu olarak görülmemeli. Kent merkezine dolan çamurlu sular, yolları göle çeviren taşkınlar, hastane çevresinde yaşanan su baskınları ve Kılıçözü Çayı hattında oluşan risk; aslında uzun süredir görmezden gelinen daha büyük bir meselenin üzerindeki örtüyü kaldırdı.
Bu mesele, Kırşehir’in su yollarını, dere yataklarını, kuru ve mevsimlik derelerini, Kervansaray Dağları’nı, Kılıçözü Çayı’nı ve nihayetinde Kızılırmak Havzası’nı birlikte düşünme zorunluluğudur.
Çünkü Kırşehir’de sel, sadece yağmurun düştüğü yerde kalmıyor. Dağdan kopup gelen su, önüne kattığı çamurla birlikte kente iniyor. Kervansaray Dağları’ndan gelen yüzey akışları, kuru dere yatakları ve mevsimlik dereler üzerinden Kılıçözü Çayı’na, oradan da Kızılırmak’a taşınıyor. Bugün kent merkezine dolan çamurlu sel suları, bu doğal akış hattının ne kadar güçlü ve ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi.
Tam da bu nedenle Kervansaray Dağları’nda planlanan madencilik faaliyetleri, yalnızca “bir yatırım” ya da “bir işletme faaliyeti” olarak ele alınamaz. Bu bölge, Kırşehir’in su rejimiyle, tarımıyla, yeraltı ve yüzey sularıyla, Kılıçözü Çayı’yla ve Kızılırmak Havzası’yla doğrudan ilişkili bir alandır.
Daha önce defalarca dile getirildi: Kervansaray Dağları’nda yapılacak açık ocak madenciliği, patlatmalı kazılar, cevher zenginleştirme süreçleri, kimyasal kullanımı, atık depolama alanları ve proses havuzları; yalnızca proje sahası içinde kalacak etkiler doğurmayabilir. Çünkü doğa, idari sınır tanımaz. Su, önüne çıkan eğimi izler. Sel, en zayıf halkayı bulur. Taşkın ise yalnızca yatağını değil, yatağına müdahale edilen bütün coğrafyayı hatırlatır.
Bugün Kırşehir’de yaşanan manzara, “Peki aynı yağış ve taşkın koşulları altında bu dağlarda aktif bir maden işletmesi olsaydı ne olurdu?” sorusunu kaçınılmaz hale getirdi.
Eğer Kervansaray Dağları’nda cevher ayrıştırma süreçlerinde kullanılan kimyasal havuzlar, atık depolama alanları ya da pasa sahaları bulunuyor olsaydı; böylesi bir sel taşkınında bu alanların güvenliği nasıl sağlanacaktı? Aşırı yağış, yüzey akışı, heyelan ya da yamaç hareketleriyle bu havuzların taşması, atıkların sürüklenmesi veya kirleticilerin dere yataklarına karışması ihtimali nasıl bertaraf edilecekti?
Bu sorular, varsayımsal gibi görünse de aslında Kırşehir’in geleceği açısından son derece somut sorulardır. Çünkü Kervansaray Dağları, yalnızca bir maden sahası olarak değil, bir havza başlangıcı olarak değerlendirilmek zorundadır. Buradan kopan suyun nihai güzergâhı Kılıçözü Çayı, Kırşehir kent merkezi ve Kızılırmak’tır. Dolayısıyla bu bölgede yaşanabilecek bir kirlilik, yalnızca maden sahasında kalmayacak; tarım alanlarına, içme suyu kaynaklarına, mera düzenine ve daha geniş bir ekolojik sisteme yayılma riski taşıyacaktır.
Üstelik bölgeyle ilgili heyelan ve taşkın riski tartışmaları da daha önce ÇED süreçlerinde, itirazlarda ve kamuoyuna yansıyan değerlendirmelerde gündeme gelmişti. Yamaç yapısı, mevsimlik dereler, kuru vadiler, şiddetli yağışlarda oluşan ani yüzey akışları ve erozyon karakteri birlikte değerlendirildiğinde, burada yapılacak her büyük ölçekli müdahalenin çok daha kapsamlı bir afet senaryosu üzerinden ele alınması gerekir.
Kırşehir’de yaşanan son sel felaketi, bu senaryoların masa başında kalmadığını gösterdi. Kent merkezine çamurlu suyun dolması, hastane çevresindeki eczanelerin ve araçların su altında kalması, yolların kullanılamaz hale gelmesi, Kılıçözü Çayı hattında taşkın görüntülerinin ortaya çıkması; bütün bunlar havza planlamasının ne kadar hayati olduğunu ortaya koydu.
Bir başka çarpıcı gerçek ise hastane bölgesinde karşımıza çıktı. Selin en etkili olduğu alanlardan biri olan bu bölgenin dere yatağı niteliği taşıdığı biliniyor. Buna rağmen yıllar içinde bu alanlar imara açıldı, yapılaşma arttı, yoğun nüfusun yaşadığı ve sağlık hizmetinin verildiği kritik bir bölge haline geldi. Bugün çok sayıda insanın yaşadığı, binlerce vatandaşın hizmet aldığı bu alanda sel riski yeniden kendini gösterdi.
Yukarı bölgede taşkın önleme amacıyla bir sel kapanı ya da dere taşkın kontrol projesi yürütüldüğü biliniyor. Ancak bu projenin henüz tamamlanmamış olması, kent merkezinin ani yağışlara karşı ne kadar savunmasız kalabildiğini gösterdi. Elbette bu proje tamamlanmış olsaydı sel tamamen önlenir miydi, bunu kesin olarak söylemek mümkün değil. Fakat şu açık: Kırşehir’in artık parçalı, gecikmiş ve olay olduktan sonra devreye giren önlemlerle değil; bütüncül havza planlamasıyla hareket etmesi gerekiyor.
Bugün yaşanan sel, yalnızca altyapı eksikliği değil, aynı zamanda planlama zaafıdır. Dere yataklarının imara açılması, taşkın güzergâhlarının yeterince dikkate alınmaması, dağlık alanlardan kente inen su yollarının kontrol altına alınamaması ve afet risklerinin kalkınma kararlarında yeterince belirleyici olmaması, Kırşehir’i her şiddetli yağışta yeniden aynı soruyla karşı karşıya bırakıyor: Biz bu kenti suyun hafızasını dikkate alarak mı planlıyoruz, yoksa suyun yolunu unutmasını mı bekliyoruz?
Kervansaray Dağları meselesi de tam bu noktada yeniden değerlendirilmelidir. Çünkü bu dağlarda yapılacak madencilik faaliyetleri, yalnızca bugünün ekonomik getirisiyle ölçülemez. Açık ocaklar, patlatmalar, pasa alanları, kimyasal süreçler ve atık depolama tesisleri; sel, heyelan, taşkın ve erozyon riskleriyle birlikte ele alınmadığında, gelecekte çok daha büyük bir çevre sel ve toplumsal felaketin kapısı aralanabilir.
Bugün çamurlu su kent merkezine indi. Yarın aynı suyun kimyasal atık taşıma ihtimali, Kırşehir için kabul edilebilir bir risk değildir.
Bu nedenle Kervansaray Dağları’ndaki madencilik faaliyetleri, yalnızca ekonomik, teknik ya da ruhsat ölçeğinde değil; afet, havza güvenliği, içme suyu, tarım, hayvancılık, halk sağlığı ve gelecek kuşakların yaşam hakkı açısından yeniden ele alınmalıdır.
Kırşehir’in selden çıkarması gereken ders nettir: Dağları, dereleri, çayları ve kent merkezini birbirinden ayrı düşünemeyiz. Kervansaray Dağları’nda alınacak bir karar, Kılıçözü Çayı’nı; Kılıçözü Çayı’nda yaşanacak bir kirlilik, Kızılırmak’ı; Kızılırmak’ta oluşacak bir risk ise bütün havzayı ilgilendirir.
Kırşehir bugün bir sel felaketi yaşadı. Fakat asıl mesele, bu felaketin bize gösterdiği daha büyük tehlikeyi görüp görmeyeceğimizdir.
Çünkü bazen bir kentte yaşanan sel, yalnızca su baskını değildir. Bazen sel, gelecekte yaşanabilecek daha büyük bir felaketin önceden gelen habercisidir.
Ömer Duran

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

