Hacıanesti Gel de Ordularını Kurtar

30 Ağustos 2019

Türk topçusu ve piyadeleri, beş günün sonunda Dumlupınar’a ulaşmışlardı.
O güne değin süren şiddetli muharebelerle pek çok çephede düşmana ağır darbeler vurulmuş
ve geri çekilmeye zorlanmıştı.
Bunun sonunda artık, bir ölüm kapanına düşer gibi, Dumlupınar’a toplanmış bulunuyorlardı.
Türk ordularının kuzey ve güney kanatları birbirine yanaşarak, düşmanı hilal biçiminde bir kuşatmanın içine toparlamıştı…
Askerler aç ve yorgundu…
Günlerdir sıcak bir tas yemek yiyememişler; toz toprak içinde ölümle burun buruna düşmanla vuruşmuşlardı.
Anadolu toprakları Ağustos’un sıcağında, dökülen kanlarla sanki üzerindeki kirlerden arınıyor gibiydi…
Kir; yani işgal
Zillet dolu günler…
Ölümler, işkenceler…
Namus ve onurlara vurulan ağır darbeler…
Şimdi düşman yarım bir çemberin içinde, ne yapacağını bilmez bir durumda kıvranıyordu.
Süvariler ise batı geçitlerini tutmuş, kaçış yollarını tıkamıştı…
Her an, bir dere boyunca kaçmaya niyetlenen dağınık düşman birlikleri Türk süvarilerinin nefesini boyunlarında hissediyorlardı.
Önce korku ve panik halinde sağa sola kaçışlar oluyor, ardından da süvarilerin kılıçları yalım gibi şimşekler çakarak düşmanın gövdesine iniyordu.
Süvariler ise çoktan batı yönündeki kaçış yollarını denetimlerine almışlardı. Süvariler düşmana karşı yıldırıcı darbeler vuruyor; ani baskınlar düzenliyor, imha hareketi yapıyor, sonra da hızla çekiliveriyorlardı.

Mustafa Kemal Paşa, başkomutanlık karargâhını hemen ateş hattının yakınına kurdurmuştu.
Her an kendisine ulaşan hareket planlarını inceliyor; sık sık çadırının önüne çıkarak,
yanında kurmay heyetiyle elinde dürbünü, uzakları gözetliyordu.
Beş gündür, hemen hiç uyumamış gibiydi.
Harekatın her aşamasını gözden geçiriyor; kurmay erkanını topluyor, gelişmelere göre planını sürekli güncelliyordu…
Ara ara atına binip, sade muharip elbiseleri üzerinde, mevzileri gözden geçirmek için
siperlere gidiyordu…
Türk Ana işte üzerindeki kiri, pası; onca çirkinliği atmak üzereydi…
Gazi, yüreğinde heyecanlar; artık düşmanın iyice avucunun içine düştüğünü ve
kaçamayacak biçimde sarıldığını görüyordu.
Artık o anın geldiğini düşünerek, önce top atışı için emrini verdi…
Gazinin emri üzerine düşmanı sarmış Türk topçuları toplarını ateşlediler…
Kulakları patlatırcasına yoğun gürültülerle toplar düşman üzerine gülleler atıyor;
patlayan gülleler Dumlupınar’ı sanki yakıyordu.
Bir süre sonra top atışı yavaşladı.
Ardından da piyade ve süvarilerin taarruzu başladı.
Düşman ordusu bir iki basit hareketin dışında direnme yeteneğini bütünüyle yitirmişti.
Anadolu’yu baştan aşağı istila etmek için yollara dökülen koskoca Yunan ordusu
topçuların güllesi, piyadelerin süngüsü ve süvarilerin kılıçları altında adeta eriyordu.

Dumlupınar yaylası, Anadolu’nun namusları ve onurları üzerine yemin etmiş çocuklarının
sanki mitolojik destanlarına tanıklık ediyordu.
Bu direniş, Adalardan gelen Yunan saldırganlara karşı savaşan Truva’nın direnişinden
çok daha görkemliydi.

Mustafa Kemal Paşa, yitip eriyen, yok olmamak için sağa sola kaçışan, ancak sıvışacak
bir delik bulamayan Yunan ordusunu gözetlerken, gözlerini İzmir yönlerine dikmiş, haykırıyordu:

-“Hacıanesti! Gel de ordunu kurtar!”…

Hacıanesti; yani Yunan ordularının başkomutanı…
Ordusu yok olurken, Hacıanesti İzmir’de, bir yatın içinde kendisini Anadolu’nun fatihi sayıyor ve savaşı yönettiğini sanıyordu.

Kemal Arı

YORUMLAR
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

Hacıanesti Gel de Ordularını Kurtar

30 Ağustos 2019
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN