KAZA MI, KADER Mİ, CİNAYET Mİ?

19 Aralık 2018
KAZA MI, KADER Mİ,  CİNAYET Mİ?

Bu fotoğraftaki Kız tanıdığım biri değil.

Ama bu Fotoğrafı görünce içim sızladı!..
Bu fotoğraftaki Gencecik, Güleryüzlü, Güzel ve Sevgi dolu bakışlı bu Melek artık yok!..
Evet, bu güzel yüzlü kız, 13 Aralık 2018 günü, 9 İnsanımızın öldüğü, 86 İnsanımızın yaralandığı Ankara’daki YHT(Yüksek Hızlı Tren) Kazası(!)nda gerçekten Melek oldu!.. 
Adı: Kübra Yılmaz.
Biyomedikal Uzmanı – Mühendis.

Kimbilir Babası, Annesi bu Kızı ne zorluklarla büyüttü? 
Kimbilir, incitiriz diye başını Okşamaya, Sevmeye bile kıyamadıkları ne zamanlar olmuştur!..
Ben biliyorum, tahmin ediyorum!..
Çünkü benim de Kızım var…
Binbir zorlukla büyüt, bir sürü itin, uğursuzun, ahlâksızın, vatan haininin, arsızın, hırsızın etrafımızı sardığı bu zaman diliminde, Vatana-Millete faydalı insan olarak yetiştir, tam hayatının baharında, birkaç liyakatsız insanın görevlerini düzgün yapmaması nedeniyle, daha birçok diğer Can’lar gibi, ellerinizden uçup gitsin!..

Çok zor bir durum.

Bütün ölümler zordur yakınları için ama, Allah hiç kimseye evlat acısı vermesin.

Allah rahmet eylesin. 

Onunla birlikte aynı Kazada ölen Yolcular; Prof. Dr. Berahitdin Albayrak, Uzm. Dr. Tahsin Ertaş, Yusuf Yetim, Arif Kahan Ertik ve Ebru Erdem Ersan, YHT makinistleri Adem Yaşar, Hulusi Böler ve Kılavuz Tren’in makinisti Kadir Ünal’a da Allah’tan  rahmet diliyorum.

Ölen Astronomi ve Uzay Bilimleri Profesörü Berahitdin Albayrak, “Yerli Stephan Hawking” diye anılmaktaydı ve Ankara Üniversitesi eski rektör yardımcısı olmasının yanında, Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi idi ve ne tesadüftür ki, öldüğü gün Türk Uzay Ajansı kurulmuştu!..

Görüntünün olası içeriği: açık hava

Belki biraz komplo teorilerine kaçacak ama, ben, bu tür olaylarda, “Acaba Suikast ya da Sabotaj mı?” diye beynimin bir köşesinde hep sorular sorarım!.. 
Tıpkı 30 Kasım 2007 günü İstanbul’dan Isparta’ya giden uçağın, farklı bir rota takip ederek Burdur’da, inişten önce havada parçalara ayrılarak düşmesi ve içinde bulunan Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık, Araştırma Görevlisi Özgen Berkol Doğan, Yüksek Lisans Öğrencisi Engin Abat ile Doğuş Üniversitesinden Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ve Araştırma Görevlisi Mustafa Fidan gibi önemli beyinlerin ölmesi olayında olduğu gibi!..

Prof. Dr. Arık, “Deneysel Yüksek Enerji Fiziği” alanında çalışıyordu ve İsviçre’nin Cenevre kenti yakınlarında kurulu “Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN)”de Atlas Deneyi’nde çalışıyordu. Özellikle, Dünyanın en büyük rezervleri Türkiye’de olan Toryum ve Bor madenleri ile ilgili çalışmalar yapıyordu ve ölen 6 bilim adamı da DPT tarafından desteklenen “Türk Hızlandırıcı Merkezi Teknik Tasarımı ve Test Laboratuvarları” projesinde görevli idiler.

Bu kaza ile o kazayı birlikte değerlendirdiğimde, her ne kadar çok fazla komplo teorilerine önem veren birisi olmasam da, ülkemizdeki son yıllarda bazı siyasilerdeki Keskin Dönüşümleri de gözümün önüne getirince, inceleme yapan Cumhuriyet Savcıları’nın, bu tren kazasını da çok iyi araştırmaları gerektiğini düşünüyorum!..

Gelelim Kaza(!)’ya…

Bu tür kazalar artık sadece az gelişmiş 3. Dünya ülkelerinde olmaktadır.

Ulaştırma Bakanlığının kazadan kısa süre sonra yaptığı, “Kontrol lokomotifinin o rayda olmaması gerekiyordu” şeklindeki açıklaması tam bir faciadır ve bana göre, bu kazaların maalesef ilerleyen zamanlarda da meydana gelmesinin kuvvetle muhtemel olduğunun işaretidir!..

Çünkü, bu bir Zihniyet meselesidir.

Neresinden bakıp, neyini düzelteceksiniz bu cümlenin?

Her Kaza’dan sonra aynı cümleleri duymaktan ben bıktım;

“Kazanın sebebi araştırılıyor!”

“Kazanın sebebi hakkında Cumhuriyet Savcıları çok yönlü soruşturma başlattılar!”

…vb.

Yahu neyi araştırıyorsunuz?

Ben size kesin sebebi söyleyeyim;

Kazanın Sebebi; LİYAKATSIZ Kadrolar’dır!..

Evet, kaza olabilir. 
Teknik arıza olur, yolda-raylarda buzlanma olabilir, doğa olayları, başka dış etkenler olabilir, bunlara amenna.
Kaza geliyorum demez ama bu kaza bırakın geliyorum demeyi, adeta davetli gelmiş!..

Bakan Beye sormak lâzım; Kontrol Trenindeki çalışanlar, hiç bir sevk ve idare olmaksızın bağımsız çalışan kişiler midirler?

Sabahın o erken saatinde, 06:30’da kendi başlarına “hadi çıkıp şu hattı bi kontrol edelim” mi dediler?

Tabi ki değil! o lokomotif, kontrol yapmak üzere o ray hattında görevlendirilmiş ama onlar işini bitirmeden veya onlardan teyit alınmadan Yüksek Hızlı Tren aynı hat üzerinde sefere çıkarılmıştı!..

Ya da iddia edildiği gibi, makasçı raylardaki makası değiştirmeyi unutmuştu!

Sonuç olarak, asıl o Hat’ta olmaması gereken tren, Kontrol Treni değil, YHT idi!..

Daha 5 ay önce, Temmuz ayında, Tekirdağ’daki Tren Kazası da, Kontrol Treni yolu kontrol etmediği için meydana gelmişti!
Burada da Kontrol işi nedeniyle kaza oluyor!
Bu Kontrol olayında bir sıkıntı olduğu açıkça görülmektedir. Bunu DDY kendisi mi yapıyor yoksa hizmet alımı ile mi yapıyor bilmiyorum ama kesinlikle bir problem olduğu belli.

Olay son derece açıktır!

Şimdi esas açıklığa kavuşturulması gereken konu şudur;

Kazadan sonra tartışılmaya başlanan Sinyalizasyon Sistemi neden yoktu bu Tren Hattında?

Aslında bu Hat’ta Sinyalizasyon Sistemi olacaktı.

Yani olmalıydı!

Nereden anlıyoruz bunu? 

Bu Hattın İhale şartlarından!..

Kazanın meydana geldiği hattın ihalesini Gülermak-Kolin ortaklığı almıştıve aşağıda http://www.kolin.com.tr  websitesinden aldığım görüntüden de anlaşıldığı üzere, ‘Sincan-Ankara-KayaşHattı’nın Yeniden İnşa Edilme İşi (Başkent Ray)‘ olarak yer alan bu iş, halâ ‘DevamEden Projeler’ kısmında yer almaktadır ve İşin bütün aşamaları yanında,”sinyalizasyon ve telekomünikasyon” da ihale kapsamında bulunmaktadır;

Şimdi bu sistem yapılacak mı yoksa konut projelerinde bir “iyilik(!)” karşılığında Otopark, Asansör gibi kısımların yapılmamasına Belediyelerce göz yumulması gibi burada da bu sistemin yapılmamasına göz mü yumulacak, bilemiyorum.

Ama bildiğim birşey var ki, Proje henüz bitmeden son yıllarda birçok diğer projelerde olduğu gibi, alelacele ‘Geçici Kabul’ yöntemine başvurularak, bir yanda çalışmalar devam ederken diğer yanda büyük ve şaşalı bir törenle Tren Seferleri başlatılmıştı!..

Peki bu yanlışların ve hataların bedelini kim ödedi?

Bu bedelleri, her zaman masum yolcular, insanlar ve zor şartlarda, ilkel yöntemlerle çalıştırılan bordro mahkumu emekçiler ödediler, ödüyorlar ve bu zihniyetle hepimiz de ödemeye devam edeceğiz!..

Her zaman olduğu gibi bir veya birkaç günah keçisi bulunacak ve ceza onlara kesilecek!..

Asıl sorumluluğu olan Karar Vericiler ise, dönem dönem karşımızda milletvekili, bakan, başbakan .vb. olarak arz-ı endam etmeye devam edeceklerdir!..

Kazanın olduğu Hat’ta Sinyalizasyon Sistemi olmaması konusunda Yetkililerbu kadar rahat iken, bazı vatandaşlarımız, günde 12 trenin sefer yaptığı Hat’tabu sistemin olmamasından tedirgin olmuşlar ve vatandaşın birisi bu konuyuCİMER’e sormuş. aldığı cevabı da 14 Kasım 2018’de yani kazadan tam 1 ay önce, ‘AnkaraBaşkentRay Banliyö Tren Sistemi’başlığıyla oluşturulan forumda paylaşmış!..Bu paylaşımı sizlere sunuyorum;

Şaka gibi ama ne yazık ki gerçek!..

Tren Hatları ile ilgili Ulaştırma Teknik Uzmanlarının ve Akademisyenlerin tespitlerine göre; şu anda Türkiye’deki (yaklaşık) toplam 12.500,00 kilometrelik tren hattının sadece 5.500,00 kilometresi Sinyalizasyon Sistemi ile geriye kalan .000,00 kilometrelik kısmı ise kısaca TMİ denilen yöntemle yani, Trafiğin Merkezden Telefonla İdaresi’ yöntemiyle çalışıyormuş!..

Bu sistemde telefon veya telsizle, kulaktan kulağa talimatla çalışma yapılıyor!.. Yahu bizler telefonla konuşurken en küçük bir sinyal kesintisi veya dikkat dağınıklığı yaşadığımızda karşı tarafın söylediği birçok şeyi anlayamıyoruz. Bir sürü Can’ın yolculuğu böyle hatalara müsait bir telefon konuşması ile sevk ve idare edilir mi?

Eğer bu Ray Hattında Sinyalizasyon Sistemi olsaydı, makinistin önünde o yola girmemesi gerektiğini anlatan ışıklar olacaktı. Makinist uyumuş bile olsa ya da kırmızı ışığı görmese, o zaman trendeki sistem harekete geçecek, tren kendiliğinden duracaktı!..

Hal böyleyken, sorumlu Bakan’ın; “Sinyalizasyon sistemi olmadığı için kaza oldu, demek yanlış!” şeklindeki açıklaması ise, düşüncelerdeki faciaların kazalardaki facialardan daha vahim olduğunu göstermektedir !..

Yani biz ne yapacağız?

Allah’tan geldi deyip oturalım mı?

Allah Trene binen Türkleri sevmiyor mu?

Ne diyordu Ozan Arif bir şiirinde;
“Yaptıkları tek şey var;
Ölene Tabut tutmak, kalana Zabıt tutmak!..”

Ne olur, artık kimseye Tabut da, Zabıt da tutmayalım!

Acımız büyük. Ama bazı yetkililer ve topluma karşı siyasi sorumluluk makamındaki kişiler, davranışları ve konuşmaları ile adeta acımızı daha da büyütmek için gayret sarf etmekte, bizi derinden yaralamaktadırlar!..

Ayrıca şahsen beni çok üzen başka bir konu da şudur;

Akşama kadar cep telefonuma internetten bulduğu Cuma, Kandil mesajları, resimler, videolar göndererek Din-İman gösterişi yapan Vicdanları Körelmiş bir sürü arkadaş güruhunun, makam-mevki ve çıkarları uğruna ya da kör olası ideolojileri hatırına, bu konularda bırakın bir eleştiride bulunmayı, sosyal medyadaki paylaşımlara bir cümle üzüntü ifadesi ya da onu geçtim, bir üzüntü beğenisi bile koyamamalarıdır!..
Ve bunları yaşayan vicdan sahibi Bizler, Sizler, Baba-Annesi veya Sevenleri, bir daha, bir daha ölmekteyiz!..

Ne diyelim, bu acı ölümlerde bile vicdanları sızlamayıp kayıtsız kalanları da Allah Islah etsin!..

Artık kimsenin böyle ucuz kazalarla ölmemesi dileğimle, Kazada ölen bütün Can’lara da bir defa daha Allah’tan rahmet, yaralılara da şifa diliyorum.

Temennimiz, bütün Tren Hatlarındaki Sinyalizasyon ve Otomasyon Sistemlerinin acilen tamamlanması, liyakatlı insanların istihdam edilmesidir.

Ama bir defa daha söyleme gereğini duyuyorum;

Buna Kaza da Kader de demek içimden gelmiyor benim!
Bence bu bir Cinayet’tir!..

17.12.2018 – Ramazan AKPINAR

YORUMLAR
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN