1937 Kırşehir haritasının hatırlattıkları: Hafıza kalan yara

GÜNDEM 03.05.2026 - 14:19, Güncelleme: 03.05.2026 - 14:20
 

1937 Kırşehir haritasının hatırlattıkları: Hafıza kalan yara

1937 tarihli Kırşehir haritasında Hacıbektaş, Avanos, Kozaklı, Kalaba, Topaklı ve Çalış gibi yerleşimlerin Kırşehir sınırları içinde yer alması, şehrin geçmişte geniş bir tarihsel ve idari havzanın merkezi olduğunu ortaya koyuyor. 1954’te dönemin siyasi iktidarı tarafından alınan ilçe yapma kararı ise Kırşehir’in hafızasında hâlâ kapanmayan bir siyasi travma olarak anılıyor.

1937 tarihli Kırşehir haritası, bugünden geriye doğru bakıldığında yalnızca eski bir idari taksimatı göstermiyor; Kırşehir’in hangi tarihsel bütünlükten koparıldığını da gösteriyor. O haritada bugün Nevşehir’e bağlı olan Hacıbektaş, Avanos, Kozaklı, Kalaba, Topaklı ve Çalış gibi yerleşimlerin Kırşehir sınırları içinde yer alması, bu şehrin geçmişte yalnızca bir vilayet merkezi değil, geniş bir sosyal, kültürel ve ekonomik havzanın adı olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle 1954’te Kırşehir’in ilçe yapılması, teknik bir idari düzenleme olarak okunamaz. Bu karar, dönemin siyasi iktidarının sandıktan çıkan sonuca karşı verdiği cezalandırıcı bir cevaptır. Çünkü Kırşehir’in “suçu” bellidir: 2 Mayıs 1954 tarihinde yapılan seçimlerde Demokrat Parti’ye beklenen desteği vermemek. Osman Bölükbaşı’nın temsil ettiği Cumhuriyetçi Millet Partisi’nin Kırşehir’de güçlü bir karşılık bulması, dönemin siyasi iktidarı açısından yalnızca bir seçim sonucu değil, tahammül edilmesi gereken bir muhalefet başarısıydı. Fakat iktidar bu sonucu demokratik olgunlukla karşılamak yerine, Kırşehir’i hedef alan bir idari tasarrufa yöneldi. Bir şehrin sandıktaki tercihi, o şehrin idari varlığını tartışmaya açıyorsa, orada mesele şehir planlaması değildir. Orada mesele siyasi intikamdır. Nitekim Adem Çaylak’ın Osman Bölükbaşı ve Siyasal Hareketi adlı çalışmasında aktarılan tanıklık, bu sürecin arka planını bütün açıklığıyla ortaya koyar. Dönemin Nevşehir Belediye Başkanı Avukat Kemal Dedeoğlu’nun, 1957’de CMP Kırşehir Milletvekili olan Hayri Çopuroğlu’ya anlattıklarına göre; 1954 seçimlerinin hemen ardından Nevşehir’den bir heyet Celal Bayar’ı tebrik ziyaretine gider. Heyet, Niğde ile ekonomik ve ticari bağlarının zayıf olduğunu, daha çok Kırşehir’e gidip geldiklerini belirterek Nevşehir’in Kırşehir’e bağlanmasını ister. Bayar’ın cevabı ise Kırşehir’in hafızasına kazınan bir siyasi hüküm gibidir: “Ne münasebet, Kırşehir kaza, siz il olacaksınız. Onlar size bağlanacak.” Bu cümle, 1954 kararının ruhunu özetler. Burada Nevşehir’in il yapılmasından daha ağır olan, Kırşehir’in ilçe yapılmasıdır. Bir yerleşim yerinin il yapılması idari gerekçelerle tartışılabilir; fakat bir vilayetin, siyasi tercihinden dolayı küçültülmesi başka bir meseledir. Bu, iktidarın elindeki idari yetkiyi tarafsız bir yönetim aracı olarak değil, muhalif seçmeni cezalandırma mekanizması olarak kullanmasıdır. Kırşehir’in yaşadığı travma da tam burada başlar. Çünkü Kırşehir yalnızca vilayet statüsünü kaybetmedi. Kırşehir, kendi iradesi nedeniyle cezalandırıldığını gördü. Bir şehrin merkez olma vasfı elinden alındı. Tarihsel bağlarla örülmüş ilçeleri koparıldı. Avanos, Kozaklı ve Hacıbektaş Nevşehir’e; Kaman Ankara’ya; Çiçekdağ Yozgat’a bağlandı. Böylece Kırşehir’in yalnız idari statüsü değil, tarihsel gövdesi de parçalandı. Bu, bir tabela değişikliği değildi. Bu, bir şehrin hafızasına vurulan siyasi mühürdü. Kırşehirli o gün şunu gördü: Sandıkta verdiği oyun bir bedeli vardı. İktidarın hoşuna gitmeyen tercih, yalnızca muhalefet hanesine yazılmadı; şehrin kaderine müdahale gerekçesi yapıldı. İşte bu yüzden 1954, Kırşehir için yalnızca geçmişte kalmış bir tarih değildir. Bu şehirde hâlâ konuşulan, hâlâ sızısı hissedilen, hâlâ adalet duygusunu yaralayan bir kırılma noktasıdır. Dönemin tanıklıkları, kararın şehir psikolojisi üzerinde nasıl derin bir etki bıraktığını da gösteriyor. Kırşehir’in Nevşehir’e bağlanması, iki komşu halk arasında gereksiz ve tehlikeli bir gerilim doğurmuş; Nevşehir’den geçen araçlara yönelik tepkilerden, Nevşehir esnafının Kırşehir’den çekilmesine kadar uzanan sosyal kırılmalar yaşanmıştır. Çopuroğlu’nun aktardıklarına göre Avanos ve Hacıbektaş’ta da yeni bağlanma düzeninden memnuniyetsizlik oluşmuş, Kırşehirliler yeni doğan çocuklarını Nevşehir nüfusuna yazdırmak istememiştir.Hatta 1954 yılından 1957 yılına kadar olan süreçte Kırşehir'de yeni doğan çocuklar nüfusa kaydettirilmeyerek, benzer bir tepki ortaya konulmuştur. Bu ayrıntılar, kararın sıradan bir bürokratik işlem olmadığını gösterir. Bir toplum, çocuğunu nüfusa yazdırmaktan imtina ediyorsa, bu yalnızca idari bir itiraz değildir. Bu, “Bize reva görülen bu kararı meşru kabul etmiyoruz” demektir. Bu, siyasi iktidarın dayattığı statüye karşı şehir hafızasının sessiz direnişidir. Kırşehir’in travması, yalnızca ilçe yapılmasıyla sınırlı değildir. Asıl travma, kendisine bunun neden yapıldığını bilmesidir. Kırşehir, ekonomik gerekçelerle küçültülmedi. Coğrafi zorunluluklarla yeniden düzenlenmedi. Hizmetlerin daha verimli yürütülmesi için başka bir modele geçirilmedi. Kırşehir, muhalif duruşunun bedelini ödedi. Bu yüzden 1954 kararı, Türkiye demokrasi tarihinin en sorunlu örneklerinden biridir. Çünkü demokrasi, yalnızca sandık kurmak değildir. Demokrasi, sandıktan çıkan sonuca katlanabilmektir. İktidarın kazandığı yerde halk iradesi kutsanıp, kaybettiği yerde seçmen cezalandırılıyorsa, orada sandık vardır ama demokratik ahlak yoktur. Kırşehir’in ilçe yapılması, dönemin siyasi iktidarının muhalefetle kurduğu sorunlu ilişkinin taşrada ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Bu olayda cezalandırılan yalnızca Osman Bölükbaşı ya da CMP değildir. Cezalandırılan, Kırşehir seçmenidir. Cezalandırılan, “Ben farklı düşünüyorum” diyen bir şehir iradesidir. Daha da önemlisi, bu karar komşu şehirlerin arasına da haksız bir gölge düşürmüştür. Oysa Kırşehir’in tepkisinin muhatabı Nevşehir halkı değil, bu kararı alan siyasi iktidardır. Fakat iktidarların yanlış kararları bazen halkların arasına da mesafe koyar. 1954’te yaşanan tam olarak budur. Bir siyasi hesaplaşmanın yükü, iki komşu şehrin sosyal ilişkilerine bindirilmiştir. Kırşehir 1957’de yeniden il yapıldı. Fakat bu iade, kaybın tamamını telafi etmedi. Çünkü bir şehre yapılan haksızlık sadece kanunla başlamaz, sadece kanunla da bitmez. Statü geri verilebilir; fakat koparılan tarihsel bağların, örselenen şehir onurunun, kuşaklar boyunca aktarılan kırgınlığın onarılması daha zordur. Bugün 1937 haritasına bakınca görülen şey, eski bir sınır çizgisi değildir. Görülen şey, Kırşehir’in hangi bütünlükten geldiği ve 1954’te hangi müdahaleyle parçalandığıdır. O harita, Kırşehir’in geçmişteki coğrafi genişliğini değil yalnızca; hafızasının neden bu kadar yaralı olduğunu da anlatır. Kırşehir’in 1954’te yaşadığı hadise, şu yalın gerçek üzerinden okunmalıdır: Bir şehir, iktidara oy vermediği için cezalandırılmıştır. Bu cümle ne abartıdır ne de siyasi romantizm. Bu, yakın siyasi tarihimizin en açık gerçeklerinden biridir. Kırşehir’in hafızasında 1954 hâlâ canlıysa, bunun nedeni geçmişe takılıp kalmak değildir. Bunun nedeni, adalet duygusunun bir kez yaralandığında kolay kolay susmamasıdır. İktidarlar değişir, kanunlar değişir, idari sınırlar değişir; fakat şehirlerin hafızasına kazınan siyasi haksızlıklar kolay silinmez. Kırşehir, 1954’te yalnızca ilçe yapılmadı. Kırşehir’e, sandıktaki iradesinin bedeli ödetildi. Ve bu şehir, o bedeli unutmadı. Ömer Duran
1937 tarihli Kırşehir haritasında Hacıbektaş, Avanos, Kozaklı, Kalaba, Topaklı ve Çalış gibi yerleşimlerin Kırşehir sınırları içinde yer alması, şehrin geçmişte geniş bir tarihsel ve idari havzanın merkezi olduğunu ortaya koyuyor. 1954’te dönemin siyasi iktidarı tarafından alınan ilçe yapma kararı ise Kırşehir’in hafızasında hâlâ kapanmayan bir siyasi travma olarak anılıyor.

1937 tarihli Kırşehir haritası, bugünden geriye doğru bakıldığında yalnızca eski bir idari taksimatı göstermiyor; Kırşehir’in hangi tarihsel bütünlükten koparıldığını da gösteriyor. O haritada bugün Nevşehir’e bağlı olan Hacıbektaş, Avanos, Kozaklı, Kalaba, Topaklı ve Çalış gibi yerleşimlerin Kırşehir sınırları içinde yer alması, bu şehrin geçmişte yalnızca bir vilayet merkezi değil, geniş bir sosyal, kültürel ve ekonomik havzanın adı olduğunu hatırlatıyor.

Bu nedenle 1954’te Kırşehir’in ilçe yapılması, teknik bir idari düzenleme olarak okunamaz. Bu karar, dönemin siyasi iktidarının sandıktan çıkan sonuca karşı verdiği cezalandırıcı bir cevaptır.

Çünkü Kırşehir’in “suçu” bellidir: 2 Mayıs 1954 tarihinde yapılan seçimlerde Demokrat Parti’ye beklenen desteği vermemek. Osman Bölükbaşı’nın temsil ettiği Cumhuriyetçi Millet Partisi’nin Kırşehir’de güçlü bir karşılık bulması, dönemin siyasi iktidarı açısından yalnızca bir seçim sonucu değil, tahammül edilmesi gereken bir muhalefet başarısıydı. Fakat iktidar bu sonucu demokratik olgunlukla karşılamak yerine, Kırşehir’i hedef alan bir idari tasarrufa yöneldi.

Bir şehrin sandıktaki tercihi, o şehrin idari varlığını tartışmaya açıyorsa, orada mesele şehir planlaması değildir. Orada mesele siyasi intikamdır.

Nitekim Adem Çaylak’ın Osman Bölükbaşı ve Siyasal Hareketi adlı çalışmasında aktarılan tanıklık, bu sürecin arka planını bütün açıklığıyla ortaya koyar. Dönemin Nevşehir Belediye Başkanı Avukat Kemal Dedeoğlu’nun, 1957’de CMP Kırşehir Milletvekili olan Hayri Çopuroğlu’ya anlattıklarına göre; 1954 seçimlerinin hemen ardından Nevşehir’den bir heyet Celal Bayar’ı tebrik ziyaretine gider. Heyet, Niğde ile ekonomik ve ticari bağlarının zayıf olduğunu, daha çok Kırşehir’e gidip geldiklerini belirterek Nevşehir’in Kırşehir’e bağlanmasını ister. Bayar’ın cevabı ise Kırşehir’in hafızasına kazınan bir siyasi hüküm gibidir: “Ne münasebet, Kırşehir kaza, siz il olacaksınız. Onlar size bağlanacak.”

Bu cümle, 1954 kararının ruhunu özetler.

Burada Nevşehir’in il yapılmasından daha ağır olan, Kırşehir’in ilçe yapılmasıdır. Bir yerleşim yerinin il yapılması idari gerekçelerle tartışılabilir; fakat bir vilayetin, siyasi tercihinden dolayı küçültülmesi başka bir meseledir. Bu, iktidarın elindeki idari yetkiyi tarafsız bir yönetim aracı olarak değil, muhalif seçmeni cezalandırma mekanizması olarak kullanmasıdır.

Kırşehir’in yaşadığı travma da tam burada başlar.

Çünkü Kırşehir yalnızca vilayet statüsünü kaybetmedi. Kırşehir, kendi iradesi nedeniyle cezalandırıldığını gördü. Bir şehrin merkez olma vasfı elinden alındı. Tarihsel bağlarla örülmüş ilçeleri koparıldı. Avanos, Kozaklı ve Hacıbektaş Nevşehir’e; Kaman Ankara’ya; Çiçekdağ Yozgat’a bağlandı. Böylece Kırşehir’in yalnız idari statüsü değil, tarihsel gövdesi de parçalandı.

Bu, bir tabela değişikliği değildi.

Bu, bir şehrin hafızasına vurulan siyasi mühürdü.

Kırşehirli o gün şunu gördü: Sandıkta verdiği oyun bir bedeli vardı. İktidarın hoşuna gitmeyen tercih, yalnızca muhalefet hanesine yazılmadı; şehrin kaderine müdahale gerekçesi yapıldı. İşte bu yüzden 1954, Kırşehir için yalnızca geçmişte kalmış bir tarih değildir. Bu şehirde hâlâ konuşulan, hâlâ sızısı hissedilen, hâlâ adalet duygusunu yaralayan bir kırılma noktasıdır.

Dönemin tanıklıkları, kararın şehir psikolojisi üzerinde nasıl derin bir etki bıraktığını da gösteriyor. Kırşehir’in Nevşehir’e bağlanması, iki komşu halk arasında gereksiz ve tehlikeli bir gerilim doğurmuş; Nevşehir’den geçen araçlara yönelik tepkilerden, Nevşehir esnafının Kırşehir’den çekilmesine kadar uzanan sosyal kırılmalar yaşanmıştır. Çopuroğlu’nun aktardıklarına göre Avanos ve Hacıbektaş’ta da yeni bağlanma düzeninden memnuniyetsizlik oluşmuş, Kırşehirliler yeni doğan çocuklarını Nevşehir nüfusuna yazdırmak istememiştir.Hatta 1954 yılından 1957 yılına kadar olan süreçte Kırşehir'de yeni doğan çocuklar nüfusa kaydettirilmeyerek, benzer bir tepki ortaya konulmuştur.

Bu ayrıntılar, kararın sıradan bir bürokratik işlem olmadığını gösterir.

Bir toplum, çocuğunu nüfusa yazdırmaktan imtina ediyorsa, bu yalnızca idari bir itiraz değildir. Bu, “Bize reva görülen bu kararı meşru kabul etmiyoruz” demektir. Bu, siyasi iktidarın dayattığı statüye karşı şehir hafızasının sessiz direnişidir.

Kırşehir’in travması, yalnızca ilçe yapılmasıyla sınırlı değildir. Asıl travma, kendisine bunun neden yapıldığını bilmesidir. Kırşehir, ekonomik gerekçelerle küçültülmedi. Coğrafi zorunluluklarla yeniden düzenlenmedi. Hizmetlerin daha verimli yürütülmesi için başka bir modele geçirilmedi. Kırşehir, muhalif duruşunun bedelini ödedi.

Bu yüzden 1954 kararı, Türkiye demokrasi tarihinin en sorunlu örneklerinden biridir.

Çünkü demokrasi, yalnızca sandık kurmak değildir. Demokrasi, sandıktan çıkan sonuca katlanabilmektir. İktidarın kazandığı yerde halk iradesi kutsanıp, kaybettiği yerde seçmen cezalandırılıyorsa, orada sandık vardır ama demokratik ahlak yoktur.

Kırşehir’in ilçe yapılması, dönemin siyasi iktidarının muhalefetle kurduğu sorunlu ilişkinin taşrada ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Bu olayda cezalandırılan yalnızca Osman Bölükbaşı ya da CMP değildir. Cezalandırılan, Kırşehir seçmenidir. Cezalandırılan, “Ben farklı düşünüyorum” diyen bir şehir iradesidir.

Daha da önemlisi, bu karar komşu şehirlerin arasına da haksız bir gölge düşürmüştür. Oysa Kırşehir’in tepkisinin muhatabı Nevşehir halkı değil, bu kararı alan siyasi iktidardır. Fakat iktidarların yanlış kararları bazen halkların arasına da mesafe koyar. 1954’te yaşanan tam olarak budur. Bir siyasi hesaplaşmanın yükü, iki komşu şehrin sosyal ilişkilerine bindirilmiştir.

Kırşehir 1957’de yeniden il yapıldı. Fakat bu iade, kaybın tamamını telafi etmedi. Çünkü bir şehre yapılan haksızlık sadece kanunla başlamaz, sadece kanunla da bitmez. Statü geri verilebilir; fakat koparılan tarihsel bağların, örselenen şehir onurunun, kuşaklar boyunca aktarılan kırgınlığın onarılması daha zordur.

Bugün 1937 haritasına bakınca görülen şey, eski bir sınır çizgisi değildir. Görülen şey, Kırşehir’in hangi bütünlükten geldiği ve 1954’te hangi müdahaleyle parçalandığıdır. O harita, Kırşehir’in geçmişteki coğrafi genişliğini değil yalnızca; hafızasının neden bu kadar yaralı olduğunu da anlatır.

Kırşehir’in 1954’te yaşadığı hadise, şu yalın gerçek üzerinden okunmalıdır:

Bir şehir, iktidara oy vermediği için cezalandırılmıştır.

Bu cümle ne abartıdır ne de siyasi romantizm. Bu, yakın siyasi tarihimizin en açık gerçeklerinden biridir.

Kırşehir’in hafızasında 1954 hâlâ canlıysa, bunun nedeni geçmişe takılıp kalmak değildir. Bunun nedeni, adalet duygusunun bir kez yaralandığında kolay kolay susmamasıdır. İktidarlar değişir, kanunlar değişir, idari sınırlar değişir; fakat şehirlerin hafızasına kazınan siyasi haksızlıklar kolay silinmez.

Kırşehir, 1954’te yalnızca ilçe yapılmadı.

Kırşehir’e, sandıktaki iradesinin bedeli ödetildi.

Ve bu şehir, o bedeli unutmadı.

Ömer Duran

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kirsehirhaberturk.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.