Ankara'da bir Ahi: Dericizade Faruk Küçük
Ankara'da bir Ahi: Dericizade Faruk Küçük
Ankara’nın “Dericizade” unvanlı esnafı Faruk Küçük, Ahilik değerlerini ticaret ve sosyal yaşamın merkezine taşıyarak örnek bir duruş sergiliyor; 12 bin 500 fotoğraflık Ankara arşivini de Türk Tarih Kurumu’na bağışlayarak kültürel hafızaya kalıcı bir iz bırakıyor.
Ankara’nın “Dericizade” unvanlı esnafı Faruk Küçük, Ahilik değerlerini ticaret ve sosyal yaşamın merkezine taşıyarak örnek bir duruş sergiliyor; 12 bin 500 fotoğraflık Ankara arşivini de Türk Tarih Kurumu’na bağışlayarak kültürel hafızaya kalıcı bir iz bırakıyor.
Değerli okuyucularım, “erdemler” üzerine kaleme aldığım yazıların dışında bu kez bir saygı yazısı hazırlamak istedim. Çünkü son iki yıldır Ahilik üzerine yoğunlaştığım çalışmalarda tanıma fırsatı bulduğum; Ankara’nın kalbinde Ahilik kültürüne gönülden hizmet eden çok kıymetli bir ismi, Dericizade Faruk Küçük Bey’i anlatmak benim için bir vefa borcuna dönüştü.
Haymana’dan Ankara’ya uzanan bir ömür
Faruk Küçük, 1947 yılında Ankara’nın Haymana ilçesinde, dericilik mesleğini kuşaktan kuşağa sürdüren bir ailenin en büyük oğlu olarak dünyaya gelir. Ortaokul üçüncü sınıfa kadar eğitim görebilir; ardından babasının işlerine dahil olur. Ancak eğitim hayatı kesintiye uğrasa da okumayı, araştırmayı, öğrenmeyi ve öğretmeyi hiç bırakmaz.

Bugün d ahi dükkânına misafir olduğunuzda, masasının üzerinde cilt cilt kitaplar görmeniz tesadüf değildir. Ankara’da yaşayan ve kitap-koleksiyon dünyasının içinde bulunan hemen herkesin tanıdığı; kendine has kişiliğiyle saygı duyduğu bir isimdir.
Ahilik faziletleriyle yoğrulmuş bir ticaret anlayışı
Uzun yıllar ticaret hayatında aktif olan Dericizade Faruk Küçük; fabrikaları, dükkânları ve atölyeleriyle dericilik mesleğine çok sayıda insan kazandırır. Ancak onu farklı kılan, bu ticari birikimi Ahilik faziletleriyle harmanlayıp bir hayat düsturuna dönüştürmesidir.
1990’ların ortalarına kadar yoğun bir ticaret temposu içinde olan Faruk Küçük; New York’tan Dubai’ye, Türk Cumhuriyetlerinden Avrupa’ya, Soçi’den Tataristan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada ticaret ve ziyaretlerde bulunur. Üstelik bunu, kendi ifadesiyle, anadilinden başka bir dil bilmeden yapar; bu süreçte kültürel ilgisi ve merakı da giderek derinleşir.
Koleksiyonerliğe uzanan “kırılma noktası”
Kendi deyimiyle “asıl kırılma noktası” ise, ticari faaliyetlerini evlatlarına devrettikten sonra daha belirginleşen okuma ve araştırma tutkusu olur. Bu tutku onu, Ankara’ya dair eserler toplamaya yönlendirir.
Faruk Küçük bu süreci şöyle anlatır:
Okumayı çok seven biri olduğum için sahafları, sergileri, müzayedeleri gezmeye başladım. Ankara kitapları ve fotoğrafları toplamaya başladım. İçinde Ankara geçen bulduğum her kitabı topladım. Bilinen biri olduğum için zamanla insanlar kendileri getirmeye başladı. Dericizade poşetlerini gönderiyordum; sonra torbalar dolmaya başladı.
Koleksiyonun en kıymetli parçalarından biri, Atatürk’ün TBMM’nin açılışında dua ettiği meşhur fotoğrafın orijinali olarak anılır. Ancak Faruk Küçük’ü diğer koleksiyonerlerden ayıran esas özellik, elindeki birikimi kişisel bir mahfuz alan olarak görmemesi; aksine koleksiyonunu kamunun kullanımına açmasıdır. Hatta sahip olduğu bazı nadir fotoğrafları çoğaltıp sergilerde ücretsiz dağıttığı da bilinir.
Ankara konusunda Türkiye’nin en geniş fotoğraf arşivlerinden birine sahip olan Faruk Küçük, 12.500 fotoğraf ile 2.500 kitap, dergi ve gazeteden oluşan koleksiyonunu Türk Tarih Kurumu’na bağışlar.
Ahilik çalışmaları vesilesiyle başlayan hoca–talebe yakınlığı
Ben, Ahilik üzerine araştırmalar yapmaya başladığım dönemde; Kırşehirli bir insan olarak doğup büyüdüğüm coğrafyada yüzlerce yıl önce yaşayan Ahi Evran-ı Veli’yi ve onun kurduğu düzen içinde yeşeren Ahilik felsefesini okumaya, anlamaya ve anlatmaya çalışırken Faruk Küçük Bey’le tanıştım.
Bu felsefenin Dericizade’de yalnızca bir “tarih anlatısı” değil; yaşayan bir ahlak sistemi olarak sürdüğünü görünce, tanışıklığımız kısa sürede hoca–talebe yakınlığına evrildi.

Kırşehir’de Ahilik Haftası’na gönüllü katkı: Sergi hikâyesi
Dericizade Faruk Bey’in Ahilik fotoğraflarından oluşan koleksiyonunu daha önceden biliyordum. Kendisinden, bu sergiyi emanet edip edemeyeceğini rica ettiğimde hiç tereddütsüz “Elbette” dedi.
37. Ahilik Haftası sürecinde, Kırşehir İl Ticaret Müdürümüz Sayın İsmail Güner Bey’i ziyaretimde sohbet arasında bu koleksiyondan söz ettim. Konu Valiliğe iletildi ve sergi izni çıktığında, Sayın Güner sergileme bedelini de kendisinin karşılamak istediğini ifade etti. Nazik düşüncesi için teşekkür ettim. Ben ise bir Kırşehirli olarak, bedelin tarafımdan karşılanmasının uygun olacağını; fakat Dericizade Faruk Bey’in koleksiyonu bedelsiz şekilde teslim ederek asıl yükü omuzladığını özellikle vurguladım.
Bu sergiyle Kırşehir halkına ve Ahilik Haftası’na küçük de olsa bir katkımız olsun istedik. Sergileme imkânı bulduğumuz eserlerin büyük beğeni toplaması ise hepimiz için ayrı bir memnuniyet kaynağı oldu. Ayrıca Sayın İsmail Güner, bu gönüllü hizmete istinaden şahsıma ve Dericizade Faruk Küçük Bey’e Ahilik sancağı takdim ederek bizleri onurlandırdı.
Bu süreç bana bir kez daha şunu gösterdi: Ahilik, hizmet aşkıdır. Gönüllülükle yapılan her iş insanın ruhuna hitap eder; Ahiliğin bugünlere taşınmasının en güçlü sebeplerinden biri de memleketin her tarafında onu baş tacı edenlerin samimi gayretidir.
“ Ahi Cumhuriyeti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne Ankara” ve röportaj talebi 27. Dönem Ankara Milletvekili Sayın Nevzat Ceylan Bey, editörlüğünü yaptığı ve hazırlık aşamasında bulunan Ahi Cumhuriyeti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne Ankara adlı eserinden, Faruk Hocam’ın da bulunduğu bir sohbette söz etti. Böylesi bir çalışmanın anlamlı olduğunu ifade edince, Sayın Ceylan Ankara’nın önemli bir simgesi olarak gördüğü Faruk Bey’le röportaj yapmamı rica etti.
Aşağıda, Faruk Hocam’ın Ahilik üzerine düşüncelerini yansıtan söyleşiden bir bölümü paylaşıyorum:
Murat Toprak: Hocam, temelden gelmenin zorluklarını da faydalarını da yaşamışsınız. Ahilikle ne zaman tanıştınız? Ahiliğin ticaretinize, aile yaşantınıza, sosyal çevrenizdeki duruşunuza etkileri neler oldu?
Dericizade Faruk Küçük: Efendim, biz zaten Ahiymişiz; ama bunu sonradan öğrendik. Okudukça, araştırdıkça… Esnaflığı biz nasıl gördük: Sabah dükkânını erkenden açacaksın. Sağ ayağınla gireceksin. Dükkânının kapısını, penceresini havalandıracaksın. “Kapını pencereni aç, melekler girsin içeri” derler; bu aynı zamanda hijyendir. Büyüklerine saygı zaten olması gerekendir. Güler yüz esnafın suretidir; “Yüzün gülmüyorsa o gün dükkânını açma” derler. Babam hep şunu söylerdi: “En büyük servet kanaattir.”
Komşuyla iyi geçineceksin; dükkânı komşuya emanet etmek bizim kültürümüzde vardı. Kapı kilitleme huyu sonradan çıktı. Ahiliğin kaideleri yıllardır esnafın duvarlarını süsler. Biz de dedik ki: “Bizim pirimiz, debbağların ve 32 çeşit esnafın pir-i velisi Ahi Evran-ı Veli Hazretleridir.”
Ankara’ya bakıyorsunuz; Ahi Evran, Ahi Mesut, Ahi Mamak, Ahi Şerafettin… Bu şehrin adında, kalesinde, burcunda, sokağında Ahilerin izi var. Okuyunca anlıyorsunuz ki faziletleri saymakla bitmez. Her işin adabı, erkânı belirtilmiş. İçinde esnaf var, edebiyat var, felsefe var. Muazzam bir düzen.
Şimdi Cumhuriyetle yönetiliyoruz. Atatürk, mekânı cennet olsun, bize Cumhuriyeti bahşetti. “Ben Ankara’yı coğrafya kitaplarından değil tarih kitaplarından öğrendim” diyor. 13. yüzyılda adına “merkezi hükümet” diyen var, beylik diyen de… Ahilik, seçimle iş başına gelen Ahi babalar tarafından idare ediliyor. Ve o boşlukta yönetimin, kendisi de bir Ahi olan 1. Murad Hüdavendigâr’a teslimine kadar bir dü
zen var. İşte bizim savunduğumuz fikir de bu fikirdir.
Debbağlık: Zor bir sanat, hak bir kazanç
Ahi Evran-ı Veli’nin mesleğiyle aynı yoldan yürüyen Dericizade, debbağlığı (tabaklığı) şöyle tarif eder:
Debbağlık zor bir sanattır; her adamın altından kalkabileceği bir iş değildir. Deriye şekil verirken kokusu vücuduna siner. Bu zorlu şartlarda çalışan ustalar saygıyı fazlasıyla hak eder. Ustaya hürmet, çırağın vazifesidir; usta, baba gibi görülür. Eskiden bir çırak askerden izne geldiğinde önce ustasına gider elini öperdi.
Kazançları analarının ak sütü gibi helaldir. Rivayet edilir ki hacca gidecek olanlar, kutsal topraklara gitmeden önce bir tabakhaneye gider; oradaki debbağların parasıyla ceplerindeki parayı değiştirirlermiş. Çünkü onların kazancı “hak kazanç” sayılırmış. Ahiliğin özü de hak ve helal kazançtır. Yol ise Peygamber Efendimizin “İşçinin ücretini alın teri kurumadan önce ödeyiniz” buyruğundadır.
Son söz
Dericizade Faruk Küçük; Ahilik kültürünü günümüzde yaşatmaya çalışan, esnaflık ahlakını toplumsal sorumlulukla birleştiren, paylaşmayı bir erdem değil görev sayan örnek bir isimdir. Kendisine uzun ve sağlıklı ömürler diliyorum; bilgi ve tecrübesini paylaşmaya devam etmesi, Ahilik ruhunu canlı tutması hepimiz için örnek olsun.
Hak ile sabır dileyip, bize gelen bizdendir.
Akıl ve ahlâk ile çalışıp, bizi geçen bizdendir.
Kaynakça
-
Ahi Cumhuriyeti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne Ankara (Editör: Nevzat Ceylan)
-
Anadolu Ajansı: “Atatürk’ün TBMM’de dua ettiği fotoğrafın da bulunduğu koleksiyonunu Türk Tarih Kurumuna bağışladı” konulu haber
Murat Toprak – Ankara
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.