Fırsat mı, son şans mı: Kırşehir için masada olma zamanı
Fırsat mı, son şans mı: Kırşehir için masada olma zamanı
6 Şubat depremleri, Marmara’daki sanayi yığılmasının Türkiye için büyük bir risk olduğunu açıkça ortaya koydu. Sanayinin Anadolu’ya kaydırılması artık bir zorunlulukken, Samsun–Mersin hattını kapsayan yeni sanayi koridoru Kırşehir için tarihî bir fırsat anlamına geliyor. Ancak bu fırsat, ancak nitelikli sanayi vizyonu, güçlü ulaşım altyapısı ve ortak bir şehir iradesi ortaya konulursa gerçeğe dönüşebilir.
6 Şubat depremleri, Marmara’daki sanayi yığılmasının Türkiye için büyük bir risk olduğunu açıkça ortaya koydu. Sanayinin Anadolu’ya kaydırılması artık bir zorunlulukken, Samsun–Mersin hattını kapsayan yeni sanayi koridoru Kırşehir için tarihî bir fırsat anlamına geliyor. Ancak bu fırsat, ancak nitelikli sanayi vizyonu, güçlü ulaşım altyapısı ve ortak bir şehir iradesi ortaya konulursa gerçeğe dönüşebilir.
6 Şubat depremleri bize tek bir gerçeği tokat gibi hatırlattı: Risk, haritada bir nokta değil; yanlış birikmiş bir düzendir.
Bugün Türkiye’nin üretim kalbi aynı zamanda en büyük fay hatlarının gölgesinde atıyor. Ve bu, yalnızca o bölgenin değil, 81 ilin ortak kırılganlığı demek.
Marmara Bölgesi yıllardır sanayinin “doğal” adresi sayıldı. “Lojistik var, pazar yakın, liman yakın” denildi. Doğru. Ama eksik. Çünkü en kritik soruyu sormadık: “Yarın sabah burası ayakta kalacak mı?”
Sanayi, sadece bugünün maliyet hesabı değildir; yarının ayakta kalma planıdır.
Bir Depremle Sınırlı Olmayan Felaket Senaryosu
Bugün Kocaeli, İstanbul, Tekirdağ ve Bursa hattında yığılan tesisler, tedarik zincirlerinin, ihracatın, üretimin ve istihdamın ana omurgasını taşıyor. Bu omurganın bir depremde kırılması demek; sadece fabrikaların çökmesi değil, Türkiye’nin ekonomik nefes borusunun tıkanması demek.
Kimi bunu “bölgesel risk” sanıyor. Hayır: Bu, ulusal güvenlik ölçeğinde ekonomik risk.
Çünkü burada yaşanacak bir yıkımın faturası; market rafından, ihracat sözleşmesine; işsizlikten, enflasyona kadar her yere yazılır.
Yeni Sanayi Haritası: Yaşamak İstiyorsan Yer Değiştireceksin
Bu yüzden “sanayiyi Anadolu’ya kaydırma” tartışması, duygusal bir temenni değil; rasyonel bir mecburiyet. Ve bu mecburiyet artık proje diline de girdi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kaçır’ın açıkladığı; Samsun–Mersin hattını içine alan “mega sanayi alanları / koridoru” yaklaşımı, tartışmayı “keşke” seviyesinden alıp “nasıl yapacağız” noktasına taşıdı. Burada kritik olan şu: Bu bir yatırım haberi değil; Türkiye’nin üretim stratejisinin yer değiştirmesi.
Ve tam bu noktada Kırşehir için konu bir “şans” değil, tarihî bir eşik haline geliyor.
Kırşehir’in Sorunu Coğrafya Değil; İhmalin Coğrafyası
Kırşehir, Anadolu’nun ortasında tam bir kavşak. Her yere yakın. Her yere eşit. Teorik olarak mükemmel.
Ama yıllardır pratikte aynı cümleyi tekrar ediyoruz: “ Sanayi payımız düşük, altyapı payımız düşük.” Bu cümle artık bir yakınma değil; bir uyarıdır. Çünkü önümüzdeki süreç, “bir yatırım daha gelsin” meselesi değil; ülkenin yeni sanayi rotası çizilirken masada olup olmama meselesidir.
Şu net: Bu koridor hayata geçerken Kırşehir elini taşın altına koymazsa, taş Kırşehir’in üstüne düşer. Çünkü sanayi göçü, kendi kendine “en doğru” yere gitmez; en hazırlıklı yere gider.
Kırşehir’in İhtiyacı: Fabrika Değil, Akıl
Burada en büyük yanlışı baştan söyleyelim:
Kırşehir’in hedefi “ne olursa olsun sanayi” olamaz.
Kırşehir’in alanı sınırlı. O yüzden Kırşehir’in aradığı şey:
-
Az yer kaplayıp çok değer üreten,
-
Teknoloji yoğun,
-
Nitelikli istihdam yaratan,
-
Tedarik zincirinin “basit halkası” değil, kritik halkası olan,
-
Uluslararası Piyasaya etki edecek ve büyük marka potansiyeli taşıyacak yatırımlar olmalı.
Yani: Depo değil; Ar-Ge.
Montaj değil; tasarım.
Düşük katma değer değil; yüksek katma değer.
Bu bakış olmadan gelen her tesis, kısa vadede sevindirir; uzun vadede Kırşehir’i “ucuz emek ve düşük gelir” döngüsüne kilitler.
Ulaşım: Sanayinin Damar Sistemi
Sanayi yatırımcıya bir şey sorar: “Ürettiğini kaç saatte limana, pazara, tedarikçiye ulaştıracaksın?”
Burada Kırşehir’in artıları var ama yetmez.
-
Ankara–Niğde Otoyolu ciddi avantaj.
-
Ankara–Kayseri Yolu önemli.
-
Ancak sanayiciyi asıl cezbedecek olan; Demiryolu ve hava lojistiğidir.
Kırşehir’in nitelikli yatırım çekmesi için hızlı tren bağlantıları ve lojistik entegrasyonları “olsa iyi olur” değil; olmazsa olmaz. Bu çerçevede Ankara–Sivas Yüksek Hızlı Tren Hattı gibi ana omurgalara güçlü bağlantı senaryoları üretilmeden, “ sanayi çekelim” demek eksik kalır.
Asıl Mesele: Kırşehir Bu Kez Seyirci Kalır mı?
Tarih bazen şehirlerin kapısını bir kez çalar.
Kırşehir için bu proje öyle bir kapı olabilir.
Ama kapıyı fırsat yapacak olan şey; Ankara’daki bir açıklama değil. Kırşehir’in ortak iradesi.
Siyasetçilerin aynı hedefe kilitlenmesi. Bürokratların “rutin” değil “sonuç” üretmesi. STK’ların tek sesle, tek dosyayla, tek stratejiyle hareket etmesi.
Bu iş, “birkaç toplantı” ile olmaz. Bu iş, şehir ölçeğinde bir sanayi ve lojistik seferberliği ile olur.
Çünkü gerçek şu: Bu sanayi göçü başlayacak. Birileri kazanacak. Birileri “kıl payı” kaçıracak.
Kırşehir’in artık kaçıracak kredisi yok.
Ya bu kez oyunun kurulduğu masada olacağız, ya da kurulan oyunu uzaktan izleyeceğiz.
Asıl Kırılma 1954’tü: Kırşehir Uzun Süredir Görünmeyen Bir Alan
Bu noktada yüksek sesle söylenmese de hatırlanması gereken bir gerçek var.
Kırşehir’in bugünkü yatırım açığının, altyapı yoksunluğunun ve sanayide geri planda kalışının başlangıcı dün değil.
1954’ten itibaren Kırşehir, fiilen bir “mahremiyet bölgesi” gibi ele alındı.
Haritada vardı; ama planlarda yoktu.
Nüfusu vardı; ama öncelik listelerinde yoktu.
Coğrafi olarak merkezdeydi; ama karar mekanizmalarının kıyısında bırakıldı.
Bu tarihsel kırılma, Kırşehir’i yalnızca idari olarak değil, zihinsel olarak da merkezden kopardı. Yatırım refleksleri başka illere yönelirken, Kırşehir uzun yıllar “sessiz”, “talep etmeyen”, “bekleyen” bir alan olarak kodlandı. Sanayi planlamalarında adı anılmayan, ulaşım projelerinde pas geçilen, büyüme senaryolarında dipnot bile olmayan bir kent profili üretildi.
Bugün konuştuğumuz sanayi göçü meselesi, işte bu yüzden sıradan bir kalkınma başlığı değildir.Bu mesele, 1954’ten beri süren görünmezliğin sona erip ermeyeceğinin testidir.
Bu Kez Tarih Tekrar Yazılabilir
Şayet bu süreçte Kırşehir yine sessiz kalırsa; Yine “bekleyelim, görelim” derse; Yine başkalarının hazırladığı planlara sonradan eklemlenmeye çalışırsa; Bu sadece bir yatırım fırsatının kaçırılması olmayacaktır. Bu, tarihsel bir döngünün bilinçli olarak yeniden üretilmesi anlamına gelir.
Ama eğer bu kez Kırşehir;
-
Sanayi göçünü stratejik bir mesele olarak ele alır,
-
Nitelikli sanayi için net bir vizyon ortaya koyar,
-
Ulaşım, lojistik ve insan kaynağı başlıklarında somut taleplerle masaya oturur,
-
Ve bunu siyaset, bürokrasi ve STK ayrımı yapmadan ortak bir şehir aklıyla yaparsa,
O zaman bu süreç, yalnızca Marmara’dan Anadolu’ya sanayi taşınması değil; Kırşehir’in 1954’ten beri süren “mahremiyet” statüsünden çıkışı olabilir.
Çünkü bazı şehirler için tarih, ya kaderdir ya da cesaretle bozulmuş bir alışkanlık.
Kırşehir için soru artık şudur: Bu kez sadece haritada mı var olacağız, yoksa planın merkezinde mi?
Ömer Duran
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.