Günümüz bayram gerçeği: Kurbanlık yerine birkaç kilo et

EKONOMİ 25.05.2026 - 22:27, Güncelleme: 25.05.2026 - 21:58
 

Günümüz bayram gerçeği: Kurbanlık yerine birkaç kilo et

Kırşehir’de Kurban Bayramı öncesi kasaplarda yaşanan yoğunluk, bayram alışverişinden çok ekonomik sıkışmışlığın acı tablosunu ortaya koydu. Kurban kesemeyen birçok vatandaş, çocuklarına bayram hissini yaşatabilmek için birkaç kilo et alırken; emekliler ve dar gelirliler için et artık ulaşılması zor bir ürüne dönüştü.

Kurban Bayramı yaklaşırken Kırşehir çarşısında yine bildik bir hareketlilik var. İnsanlar alışverişte, esnaf tezgâh başında, sokaklar bayram öncesinin o tanıdık telaşını taşıyor. Fakat bu yıl çarşıdaki kalabalığın içinde dikkatli bakınca başka bir gerçek görülüyor: Bayramın bereketinden çok, geçim sıkıntısının gölgesi dolaşıyor sokaklarda. Bu gölgenin en belirgin düştüğü yerlerden biri de kasap tezgâhları. İlk bakışta tuhaf gelebilir. Kurban Bayramı öncesinde kasap yoğunluğu neyi anlatır? Normal şartlarda bu sorunun cevabı basit olabilirdi. Ancak bugün yaşanan tablo, sıradan bir alışveriş hareketliliği değil. Bu yoğunluk, kurban kesemeyen insanların bayramı birkaç kilo etle yaşatma çabasıdır. Bir zamanlar evine kurbanlık alan, çocuklarına bayram sabahının heyecanını yaşatan, komşusuna, akrabasına, ihtiyaç sahibine et dağıtan insanlar; bugün kasap tezgâhının önünde bütçesine göre 2 kilo, 3 kilo, belki 4 kilo et almanın hesabını yapıyor. Çünkü kurban kesmek artık birçok aile için ibadetle birlikte ekonomik güç gerektiren ağır bir yük haline geldi. Asıl acı olan da burada başlıyor. Vatandaş kurban kesemiyor ama çocuğuna “bayram geldi” duygusunu yaşatmak istiyor. Sofraya biraz et koyabilirse, en azından o evde bayramın izi kalsın istiyor. Çocuklar sormasın, eksikliği hissetmesin, mahcubiyet büyümesin istiyor. Birkaç kilo et, bu ülkede artık sadece gıda değil; bir teselliye, bir mahcubiyeti örtme çabasına, bir bayram hissiyatını ayakta tutma mücadelesine dönüşmüş durumda. Daha da ağır olanı var: Kasaptan et dahi alamayanlar. Özellikle emekliler, dar gelirli aileler ve sabit geliri eriyen vatandaşlar için bayram sofrası artık eski anlamını kaybediyor. Yıllarca çalışmış, üretmiş, çocuk büyütmüş insanlar bugün bayramda evine et alıp alamayacağını düşünüyor. Bu tabloyu yalnızca “piyasa şartları” diyerek açıklamak mümkün değildir. Bu, doğrudan doğruya sosyal hayatın damarlarına işlemiş bir ekonomik kırılmadır. Üstelik mesele sadece vatandaşın alamaması da değil. Hayvancılar da memnun değil. Üretici, artan yem maliyetinden, bakım giderlerinden, nakliyeden, veteriner masraflarından, genel üretim yükünden şikâyetçi. Et fiyatı yükseliyor ama bu yükseliş üreticiye refah olarak dönmüyor. Alıcı azalıyor, satıcı zorlanıyor. Ortada herkesin kaybettiği garip bir piyasa düzeni var. Vatandaş pahalı buluyor, üretici kazanamıyor. Alıcıyla satıcının buluşamadığı bu piyasa, aslında ekonominin en yalın fotoğrafıdır. Bir tarafta kurban kesemeyen aileler, diğer tarafta maliyet altında ezilen hayvancılar. Ortada ise her geçen yıl daha da daralan bir sofra. Elbette kurban kesenler var. Elbette et tüketiminde sorun yaşamayan kesimler de var. Ancak bu kesimlerin toplumun genelini temsil ettiğini söylemek artık mümkün değil. Geniş halk kitleleri için et, günlük hayatın doğal bir parçası olmaktan çıktı; bayramdan bayrama bile zor erişilen bir ürüne dönüştü. Kurban Bayramı, paylaşmanın, dayanışmanın, bereketin ve yakınlaşmanın bayramıdır. Fakat bugün geldiğimiz noktada birçok aile için bu bayram, ekonomik yetersizliğin en çıplak şekilde hissedildiği dönemlerden biri haline gelmiştir. Çünkü bayram sadece takvimde gelen bir gün değildir. Bayram, sofrada hissedilir. Çocukların gözünde hissedilir. Evdeki hazırlıkta, komşuya uzanan tabakta, ihtiyaç sahibine ayrılan payda hissedilir. Eğer insanlar çocuklarına bayramı hissettirebilmek için kasaptan birkaç kilo et almaya çalışıyor, bazıları onu bile alamıyorsa, burada artık sadece fiyatlardan değil, toplumsal bir yoksullaşmadan söz etmek gerekir. Ne yazık ki vatandaşın gerçek gündemi bu kadar açıkken, ülkenin gündemi çoğu zaman başka tartışmalarla perdeleniyor. Oysa çarşıda, pazarda, kasapta, emeklinin cüzdanında, üreticinin ahırında bambaşka bir gerçeklik yaşanıyor. İnsanların derdi çok basit: Evine et alabilmek. Çocuğuna bayram sevinci yaşatabilmek. Üreticinin zarar etmediği, tüketicinin de ezilmediği adil bir düzen görebilmek. Kırşehir’de kasap tezgâhları önünde oluşan yoğunluk, bir bolluk manzarası değildir. Bu yoğunluk, kurban kesemeyenlerin sessiz çığlığıdır. Bugün birkaç kilo etle bayramı yaşatmaya çalışan ailelerin hikâyesi, ekonomik krizin en sade ama en çarpıcı özetidir. Çünkü kriz bazen rakamlarda değil, sofradaki eksiklikte görünür. Ve bu bayram, o eksiklik birçok evde her zamankinden daha ağır hissediliyor. Ömer Duran  
Kırşehir’de Kurban Bayramı öncesi kasaplarda yaşanan yoğunluk, bayram alışverişinden çok ekonomik sıkışmışlığın acı tablosunu ortaya koydu. Kurban kesemeyen birçok vatandaş, çocuklarına bayram hissini yaşatabilmek için birkaç kilo et alırken; emekliler ve dar gelirliler için et artık ulaşılması zor bir ürüne dönüştü.

Kurban Bayramı yaklaşırken Kırşehir çarşısında yine bildik bir hareketlilik var. İnsanlar alışverişte, esnaf tezgâh başında, sokaklar bayram öncesinin o tanıdık telaşını taşıyor. Fakat bu yıl çarşıdaki kalabalığın içinde dikkatli bakınca başka bir gerçek görülüyor: Bayramın bereketinden çok, geçim sıkıntısının gölgesi dolaşıyor sokaklarda.

Bu gölgenin en belirgin düştüğü yerlerden biri de kasap tezgâhları.

İlk bakışta tuhaf gelebilir. Kurban Bayramı öncesinde kasap yoğunluğu neyi anlatır? Normal şartlarda bu sorunun cevabı basit olabilirdi. Ancak bugün yaşanan tablo, sıradan bir alışveriş hareketliliği değil. Bu yoğunluk, kurban kesemeyen insanların bayramı birkaç kilo etle yaşatma çabasıdır.

Bir zamanlar evine kurbanlık alan, çocuklarına bayram sabahının heyecanını yaşatan, komşusuna, akrabasına, ihtiyaç sahibine et dağıtan insanlar; bugün kasap tezgâhının önünde bütçesine göre 2 kilo, 3 kilo, belki 4 kilo et almanın hesabını yapıyor. Çünkü kurban kesmek artık birçok aile için ibadetle birlikte ekonomik güç gerektiren ağır bir yük haline geldi.

Asıl acı olan da burada başlıyor.

Vatandaş kurban kesemiyor ama çocuğuna “bayram geldi” duygusunu yaşatmak istiyor. Sofraya biraz et koyabilirse, en azından o evde bayramın izi kalsın istiyor. Çocuklar sormasın, eksikliği hissetmesin, mahcubiyet büyümesin istiyor.

Birkaç kilo et, bu ülkede artık sadece gıda değil; bir teselliye, bir mahcubiyeti örtme çabasına, bir bayram hissiyatını ayakta tutma mücadelesine dönüşmüş durumda.

Daha da ağır olanı var: Kasaptan et dahi alamayanlar.

Özellikle emekliler, dar gelirli aileler ve sabit geliri eriyen vatandaşlar için bayram sofrası artık eski anlamını kaybediyor. Yıllarca çalışmış, üretmiş, çocuk büyütmüş insanlar bugün bayramda evine et alıp alamayacağını düşünüyor. Bu tabloyu yalnızca “piyasa şartları” diyerek açıklamak mümkün değildir. Bu, doğrudan doğruya sosyal hayatın damarlarına işlemiş bir ekonomik kırılmadır.

Üstelik mesele sadece vatandaşın alamaması da değil.

Hayvancılar da memnun değil. Üretici, artan yem maliyetinden, bakım giderlerinden, nakliyeden, veteriner masraflarından, genel üretim yükünden şikâyetçi. Et fiyatı yükseliyor ama bu yükseliş üreticiye refah olarak dönmüyor. Alıcı azalıyor, satıcı zorlanıyor. Ortada herkesin kaybettiği garip bir piyasa düzeni var.

Vatandaş pahalı buluyor, üretici kazanamıyor.

Alıcıyla satıcının buluşamadığı bu piyasa, aslında ekonominin en yalın fotoğrafıdır. Bir tarafta kurban kesemeyen aileler, diğer tarafta maliyet altında ezilen hayvancılar. Ortada ise her geçen yıl daha da daralan bir sofra.

Elbette kurban kesenler var. Elbette et tüketiminde sorun yaşamayan kesimler de var. Ancak bu kesimlerin toplumun genelini temsil ettiğini söylemek artık mümkün değil. Geniş halk kitleleri için et, günlük hayatın doğal bir parçası olmaktan çıktı; bayramdan bayrama bile zor erişilen bir ürüne dönüştü.

Kurban Bayramı, paylaşmanın, dayanışmanın, bereketin ve yakınlaşmanın bayramıdır. Fakat bugün geldiğimiz noktada birçok aile için bu bayram, ekonomik yetersizliğin en çıplak şekilde hissedildiği dönemlerden biri haline gelmiştir.

Çünkü bayram sadece takvimde gelen bir gün değildir. Bayram, sofrada hissedilir. Çocukların gözünde hissedilir. Evdeki hazırlıkta, komşuya uzanan tabakta, ihtiyaç sahibine ayrılan payda hissedilir.

Eğer insanlar çocuklarına bayramı hissettirebilmek için kasaptan birkaç kilo et almaya çalışıyor, bazıları onu bile alamıyorsa, burada artık sadece fiyatlardan değil, toplumsal bir yoksullaşmadan söz etmek gerekir.

Ne yazık ki vatandaşın gerçek gündemi bu kadar açıkken, ülkenin gündemi çoğu zaman başka tartışmalarla perdeleniyor. Oysa çarşıda, pazarda, kasapta, emeklinin cüzdanında, üreticinin ahırında bambaşka bir gerçeklik yaşanıyor.

İnsanların derdi çok basit: Evine et alabilmek. Çocuğuna bayram sevinci yaşatabilmek. Üreticinin zarar etmediği, tüketicinin de ezilmediği adil bir düzen görebilmek.

Kırşehir’de kasap tezgâhları önünde oluşan yoğunluk, bir bolluk manzarası değildir. Bu yoğunluk, kurban kesemeyenlerin sessiz çığlığıdır.

Bugün birkaç kilo etle bayramı yaşatmaya çalışan ailelerin hikâyesi, ekonomik krizin en sade ama en çarpıcı özetidir.

Çünkü kriz bazen rakamlarda değil, sofradaki eksiklikte görünür.

Ve bu bayram, o eksiklik birçok evde her zamankinden daha ağır hissediliyor.

Ömer Duran
 
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kirsehirhaberturk.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.