Kırşehir'de su dolan tarlalar fokurdamaya başladı

YAŞAM 25.05.2026 - 02:01, Güncelleme: 25.05.2026 - 02:15
 

Kırşehir'de su dolan tarlalar fokurdamaya başladı

Boztepe, Malya Ovası ve Seyfe Gölü çevresinde yağış sonrası tarlalarda görülen fokurdama, toprağın yıllardır suya ne kadar aç kaldığını gözler önüne serdi. Görüntüler, Kırşehir’in su havzaları için sürdürülebilir politikaların artık ertelenemez olduğunu gösterdi.

Kırşehir’in Boztepe’sinde, Malya Ovası’nda, Seyfe Gölü çevresinde yağan yağmurlar yalnızca toprağı ıslatmadı; yıllardır görmezden gelinen su gerçeğini de yüzümüze vurdu. Bazen bir görüntü, sayfalarca rapordan daha çok şey anlatır. Boztepe’de, Malya Ovası’nda, Seyfe Gölü çevresinde yağışların ardından su dolan tarlaların içinde görülen o fokurdama görüntüsü de tam olarak böyle bir görüntüydü. İlk bakışta sıradan bir doğa olayı gibi görülebilir. Yağmur yağmış, tarla suyla dolmuş, toprak hareket etmiş gibi düşünülebilir. Ama mesele bu kadar basit değil. O fokurdama, aslında toprağın yıllardır içine attığı susuzluğun dışa vurumudur. Yer altından çekilen suyun, boşalan tabanın, kuraklığın ve yanlış su politikalarının sessiz çığlığıdır. Çünkü suyun yüzeyde kalmayıp hızla aşağıya çekilmesi, bize toprağın ne kadar susuz bırakıldığını gösteriyor. Toprak, adeta yıllardır beklediği suyu görünce nefes alır gibi fokurduyor. Bu görüntüye yalnızca “bereketli yağmur” diye bakarsak yanılırız. Evet, yağmur umut vericidir. Evet, Seyfe Gölü çevresinde yeniden su görmek sevindiricidir. Evet, Malya Ovası’nın yeniden canlanma ihtimali kıymetlidir. Ama bütün bunlar bizi rehavete değil, sorumluluğa çağırmalıdır. Çünkü bu yıl yağmur yağdı diye gelecek yıl da yağacağının garantisi yok. Bir dönem Seyfe Gölü için “kurudu”, “çöle döndü”, “artık geri gelmez” diyenler oldu. Neredeyse haritadan silinmeye terk edilen bu eşsiz sulak alan, son yağışlarla birlikte yeniden nefes almaya başladı. Doğa, insana rağmen kendini onarmaya çalışıyor. Fakat doğanın bu çabasını, insanın açgözlülüğü bir kez daha boğarsa, bunun hesabını yalnızca bugünkü kuşaklar değil, yarınki çocuklar da öder. Seyfe Gölü sıradan bir su birikintisi değildir. Malya Ovası sıradan bir tarım alanı değildir. Kervansaray Dağları sıradan bir dağ silsilesi değildir. Burası, Kırşehir’in su hafızasıdır. Kızılırmak Havzası’nı, Seyfe Gölü Havzası’nı, Kılıçözü Çayı’nı, tarım alanlarını, ekolojik koridorları birbirine bağlayan hayati bir coğrafyadır. Bu coğrafyayı yalnızca bugünün ekonomik hırslarıyla, kısa vadeli kazanç hesaplarıyla değerlendirmek büyük bir yanılgıdır. Özellikle Kervansaray Dağları üzerinde planlanan madencilik faaliyetleri bu nedenle yalnızca bir maden sahası meselesi değildir. Bu mesele, Kırşehir’in suyu meselesidir. Seyfe Gölü’nün geleceği meselesidir. Malya Ovası’nın bereketi meselesidir. Kızılırmak Havzası’nın ekolojik güvenliği meselesidir. Bugün o dağlara vurulacak her darbe, yarın ovada kuruyan bir damar olarak karşımıza çıkar. Bugün görmezden gelinen her kaçak sondaj, yarın fokurdayan bir toprağın altında büyüyen boşluk olur. Bugün “nasıl olsa yağmur yağdı” diyerek ötelenen her yanlış, yarın kuraklık olarak, verimsizlik olarak, göç olarak, yoksulluk olarak geri döner. Seyfe Gölü çevresinde yıllardır konuşulan kaçak sulama, kontrolsüz sondajlar ve vahşi sulama yöntemleri artık ertelenemez bir sorun haline gelmiştir. Yağışların bol olduğu dönemlerde bu gerçeklerin üzeri geçici olarak örtülebilir. Ama toprak unutmaz. Su unutmaz. Doğa unutmaz. Bugün yağmurun toprağa hızla çekilmesi, bize şunu söylüyor: Bu havza hâlâ yaşıyor ama susuz bırakılmış. Bu toprak hâlâ bereketli ama hoyratça yorulmuş. Bu coğrafya hâlâ umut veriyor ama yanlış politikalarla yeniden kaybedilebilir. O nedenle yapılması gereken bellidir. Seyfe Gölü ve çevresi bütüncül bir havza anlayışıyla korunmalıdır. Kaçak sondajlarla kararlı şekilde mücadele edilmelidir. Tarımsal üretim, su varlığına göre yeniden planlanmalıdır. Vahşi sulama yöntemleri terk edilmeli, suyu tüketen değil, suyu koruyan bir tarım modeli benimsenmelidir. Kervansaray Dağları, yalnızca maden potansiyeliyle değil, su havzalarını besleyen stratejik konumuyla değerlendirilmelidir. Kırşehir’in geleceği, toprağın altındaki suya bağlıdır. Ve bugün toprağın içinden gelen o fokurdama sesi, aslında bize son derece açık bir uyarıdır: “Ben hâlâ buradayım. Hâlâ yaşıyorum. Ama beni daha fazla tüketmeyin.” Bu sesi duymak zorundayız. Çünkü aç bırakılan toprak, bir gün yalnızca suyu değil; o suyu hoyratça tüketen aklı, açgözlülüğü ve yanlış politikaları da yutar. Ömer Duran    
Boztepe, Malya Ovası ve Seyfe Gölü çevresinde yağış sonrası tarlalarda görülen fokurdama, toprağın yıllardır suya ne kadar aç kaldığını gözler önüne serdi. Görüntüler, Kırşehir’in su havzaları için sürdürülebilir politikaların artık ertelenemez olduğunu gösterdi.

Kırşehir’in Boztepe’sinde, Malya Ovası’nda, Seyfe Gölü çevresinde yağan yağmurlar yalnızca toprağı ıslatmadı; yıllardır görmezden gelinen su gerçeğini de yüzümüze vurdu.

Bazen bir görüntü, sayfalarca rapordan daha çok şey anlatır.

Boztepe’de, Malya Ovası’nda, Seyfe Gölü çevresinde yağışların ardından su dolan tarlaların içinde görülen o fokurdama görüntüsü de tam olarak böyle bir görüntüydü. İlk bakışta sıradan bir doğa olayı gibi görülebilir. Yağmur yağmış, tarla suyla dolmuş, toprak hareket etmiş gibi düşünülebilir.

Ama mesele bu kadar basit değil.

O fokurdama, aslında toprağın yıllardır içine attığı susuzluğun dışa vurumudur. Yer altından çekilen suyun, boşalan tabanın, kuraklığın ve yanlış su politikalarının sessiz çığlığıdır. Çünkü suyun yüzeyde kalmayıp hızla aşağıya çekilmesi, bize toprağın ne kadar susuz bırakıldığını gösteriyor.

Toprak, adeta yıllardır beklediği suyu görünce nefes alır gibi fokurduyor.

Bu görüntüye yalnızca “bereketli yağmur” diye bakarsak yanılırız. Evet, yağmur umut vericidir. Evet, Seyfe Gölü çevresinde yeniden su görmek sevindiricidir. Evet, Malya Ovası’nın yeniden canlanma ihtimali kıymetlidir. Ama bütün bunlar bizi rehavete değil, sorumluluğa çağırmalıdır.

Çünkü bu yıl yağmur yağdı diye gelecek yıl da yağacağının garantisi yok.

Bir dönem Seyfe Gölü için “kurudu”, “çöle döndü”, “artık geri gelmez” diyenler oldu. Neredeyse haritadan silinmeye terk edilen bu eşsiz sulak alan, son yağışlarla birlikte yeniden nefes almaya başladı. Doğa, insana rağmen kendini onarmaya çalışıyor. Fakat doğanın bu çabasını, insanın açgözlülüğü bir kez daha boğarsa, bunun hesabını yalnızca bugünkü kuşaklar değil, yarınki çocuklar da öder.

Seyfe Gölü sıradan bir su birikintisi değildir.

Malya Ovası sıradan bir tarım alanı değildir.

Kervansaray Dağları sıradan bir dağ silsilesi değildir.

Burası, Kırşehir’in su hafızasıdır. Kızılırmak Havzası’nı, Seyfe Gölü Havzası’nı, Kılıçözü Çayı’nı, tarım alanlarını, ekolojik koridorları birbirine bağlayan hayati bir coğrafyadır. Bu coğrafyayı yalnızca bugünün ekonomik hırslarıyla, kısa vadeli kazanç hesaplarıyla değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

Özellikle Kervansaray Dağları üzerinde planlanan madencilik faaliyetleri bu nedenle yalnızca bir maden sahası meselesi değildir. Bu mesele, Kırşehir’in suyu meselesidir. Seyfe Gölü’nün geleceği meselesidir. Malya Ovası’nın bereketi meselesidir. Kızılırmak Havzası’nın ekolojik güvenliği meselesidir.

Bugün o dağlara vurulacak her darbe, yarın ovada kuruyan bir damar olarak karşımıza çıkar.

Bugün görmezden gelinen her kaçak sondaj, yarın fokurdayan bir toprağın altında büyüyen boşluk olur.

Bugün “nasıl olsa yağmur yağdı” diyerek ötelenen her yanlış, yarın kuraklık olarak, verimsizlik olarak, göç olarak, yoksulluk olarak geri döner.

Seyfe Gölü çevresinde yıllardır konuşulan kaçak sulama, kontrolsüz sondajlar ve vahşi sulama yöntemleri artık ertelenemez bir sorun haline gelmiştir. Yağışların bol olduğu dönemlerde bu gerçeklerin üzeri geçici olarak örtülebilir. Ama toprak unutmaz. Su unutmaz. Doğa unutmaz.

Bugün yağmurun toprağa hızla çekilmesi, bize şunu söylüyor: Bu havza hâlâ yaşıyor ama susuz bırakılmış. Bu toprak hâlâ bereketli ama hoyratça yorulmuş. Bu coğrafya hâlâ umut veriyor ama yanlış politikalarla yeniden kaybedilebilir.

O nedenle yapılması gereken bellidir.

Seyfe Gölü ve çevresi bütüncül bir havza anlayışıyla korunmalıdır. Kaçak sondajlarla kararlı şekilde mücadele edilmelidir. Tarımsal üretim, su varlığına göre yeniden planlanmalıdır. Vahşi sulama yöntemleri terk edilmeli, suyu tüketen değil, suyu koruyan bir tarım modeli benimsenmelidir. Kervansaray Dağları, yalnızca maden potansiyeliyle değil, su havzalarını besleyen stratejik konumuyla değerlendirilmelidir.

Kırşehir’in geleceği, toprağın altındaki suya bağlıdır.

Ve bugün toprağın içinden gelen o fokurdama sesi, aslında bize son derece açık bir uyarıdır:

“Ben hâlâ buradayım. Hâlâ yaşıyorum. Ama beni daha fazla tüketmeyin.”

Bu sesi duymak zorundayız.

Çünkü aç bırakılan toprak, bir gün yalnızca suyu değil; o suyu hoyratça tüketen aklı, açgözlülüğü ve yanlış politikaları da yutar.

Ömer Duran

 
 
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kirsehirhaberturk.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.