ABD ile İran arasındaki ateşkeste perde arkası
ABD ile İran arasındaki ateşkeste perde arkası
Ulusal basında Orta Doğu yorumlarıyla öne çıkan Kırşehirli akademisyen Muhammed Mazhar Şahin, ABD ile İran arasında imzalanan 14 günlük ateşkesi Kırşehir Haber Türk için değerlendirdi. Şahin, tarafların açıklamaları arasındaki farklara ve İsrail’in olası etkisine dikkat çekti.
Ulusal basında Orta Doğu yorumlarıyla öne çıkan Kırşehirli akademisyen Muhammed Mazhar Şahin, ABD ile İran arasında imzalanan 14 günlük ateşkesi Kırşehir Haber Türk için değerlendirdi. Şahin, tarafların açıklamaları arasındaki farklara ve İsrail’in olası etkisine dikkat çekti.
Orta Doğu gündemine ilişkin yaptığı değerlendirmelerle çok sayıda ulusal basın kuruluşunda görüşlerine yer verilen ve bu alanda Türkiye’nin önemli isimleri arasında gösterilen Kırşehirli akademisyen Muhammed Mazhar Şahin, ABD ile İran arasında imzalanan 14 günlük ateşkese ilişkin Kırşehir Haber Türk’e dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Şahin, ateşkesin bölgedeki çatışmayı tamamen sona erdiren bir barış anlaşması olarak değil, büyük bir yıkım ihtimalinden duyulan karşılıklı endişenin sonucu olarak görülmesi gerektiğini söyledi.
Savaşın 39. gününün gecesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın gece saatlerinde İran’ı “medeniyeti yok etmekle” tehdit ettiğini hatırlatan Şahin, Washington yönetiminin tehdit dilini her geçen gün daha da artırdığını ifade etti. Şahin’e göre bu sertleşen söylem, doğrudan savaşı büyütmekten çok, barışa yaklaşma ihtimalini baskı yoluyla kendi lehine sonuçlandırma arayışının bir parçasıydı. Nitekim Pakistan Başbakanı’nın araya girmesiyle İran ile ABD arasında 14 günlük bir ateşkes imzalandığını belirten Şahin, ancak bu ateşkesin içeriğine ilişkin ciddi soru işaretleri bulunduğunu vurguladı.
Ateşkes maddelerinde tarafların aynı metni farklı şekillerde yorumladığını kaydeden Şahin, özellikle Hürmüz Boğazı konusunda belirgin bir söylem farkı bulunduğunu söyledi. Amerikan tarafının Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılacağını ve bu süreçte kendisinin de etkili olabileceğini öne sürdüğünü ifade eden Şahin, İran tarafının ise boğazın İran Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolünde açılacağını savunduğunu aktardı. Bu durumun, ateşkesin en kritik başlıklarında dahi tam bir mutabakat görüntüsü vermediğine dikkat çekti.
Uranyum meselesinde de benzer bir farklılığın bulunduğunu belirten Şahin, ABD tarafının İngilizce versiyonunda uranyum zenginleştirme konusuna açık biçimde değinilmediğini, buna karşılık Farsça versiyonda uranyum zenginleştirilmesinin kabul edildiğine ilişkin bir çerçevenin öne çıktığını söyledi. Aynı şekilde savaş tazminatı konusunda da İran tarafında bazı ifadeler yer aldığını, ancak bunun içinin doldurulmadığını vurgulayan Şahin, “Kim ödeyecek, ne kadar ödeyecek, nerede ödeyecek, bunu kim denetleyecek; bütün bunlar belirsiz. Burada ciddi bir bilgi kirliliği var” değerlendirmesinde bulundu.
Amerikan askeri varlığının sona erdirilmesi meselesinin de net olmadığını dile getiren Şahin, İran tarafının Körfez’deki Amerikan üslerinden çekilmeye işaret eden bir anlatı ortaya koyduğunu, Amerikan tarafının ise yalnızca savaşa katılan bazı deniz unsurları ile birliklerin geri çekileceğini söylediğini ifade etti. Şahin, bu farklılıkların ateşkes metninin uygulama sürecinde yeni kriz başlıkları doğurabileceğine işaret etti.
ABD ile İran’ın karşılıklı olarak tehdit dili yükseltmiş olsalar da, savaşı daha büyük bir felakete dönüştürmekten endişe ettiklerinin görüldüğünü belirten Şahin, her iki tarafın da “kıyamet senaryosuna” yaklaşan bir tabloyla karşı karşıya kaldığını söyledi. Ateşkesin devamlılığının bu nedenle son derece önemli olduğunu vurgulayan Şahin, bundan sonraki süreçte en kritik başlığın İsrail’in sahadaki tutumu olacağını dile getirdi.
İsrail’e güven duyulmadığını ve olası bir sabotaj girişiminin müzakere masasını dağıtabileceğini savunan Şahin, İran’ın İsrail kaynaklı bir hamleye nasıl karşılık vereceğinin, ABD’nin de bu karşılığa nasıl tepki vereceğinin ateşkesin kaderini doğrudan etkileyeceğini belirtti. Şahin, “Eğer İsrail bu ara buluculuk çalışmalarını ve müzakere masasını bozmak için yeniden devreye girer, Trump da buna engel olamazsa kalıcı bir barıştan söz etmek zorlaşır” görüşünü paylaştı.
Savaşın şimdiye kadar en fazla İran’a, ABD’ye, Körfez ülkelerine, Arap coğrafyasına ve dünya ekonomisine zarar verdiğini ifade eden Şahin, mevcut tabloda çatışmadan en az zarar gören tarafın İsrail olduğunu söyledi. Şahin, İsrail’in bu savaşı yalnızca askeri değil, aynı zamanda ideolojik ve dini bir çerçevede de değerlendirdiğini öne sürerek, bölgede kalıcı bir istikrarın ancak sahadaki provokasyon riskinin azaltılmasıyla mümkün olabileceğini belirtti.
Muhammed Mazhar Şahin, sonuç olarak ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşebilmesi için yalnızca Washington ve Tahran arasındaki mutabakatın değil, bölgedeki diğer aktörlerin de süreci sabote etmeyecek bir pozisyon almasının şart olduğunu ifade etti.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.