Anadolu’nun ortasında saklı bir rota: Kırşehir
Anadolu’nun ortasında saklı bir rota: Kırşehir
Kırşehir; yalnızca İç Anadolu’nun ortasında yer alan bir bozkır şehri değil, tabiatı, tarihi, kültürü ve manevî mirasıyla keşfedilmeyi bekleyen büyük bir medeniyet haritası sunuyor.
Kırşehir; yalnızca İç Anadolu’nun ortasında yer alan bir bozkır şehri değil, tabiatı, tarihi, kültürü ve manevî mirasıyla keşfedilmeyi bekleyen büyük bir medeniyet haritası sunuyor.
Bazı şehirler vardır; tabiat güzellikleriyle öne çıkar. Bazı şehirler kültürel mirasıyla hafızalara kazınır. Bazıları ise tarihî yapıları, kadim inanç merkezleri ve medeniyet izleriyle değer kazanır. Kırşehir ise bu üç başlığı ayrı ayrı değil, aynı anda ve aynı derinlikte taşıyan özel şehirlerden biridir.
Bu nedenle Kırşehir’e yalnızca İç Anadolu’nun ortasında yer alan bir bozkır şehri olarak bakmak, bu kadim coğrafyaya yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir. Çünkü Kırşehir; gölleriyle, dağlarıyla, höyükleriyle, yeraltı şehirleriyle, kaleleriyle, Selçuklu eserleriyle, erenleriyle, ozanlarıyla, termal kaynaklarıyla ve keşfedilmeyi bekleyen doğal güzellikleriyle başlı başına bir açık hava müzesidir.
Mucur’dan başlayalım…
Mucur denildiğinde ilk akla gelen değerlerden biri Obruk Gölü’dür. Ancak Obruk Gölü yalnızca doğal güzelliğiyle dikkat çeken bir göl değildir. Çevresinde yeraltı şehirlerini, tarihî izleri ve kadim yaşam alanlarını barındıran özel bir merkezdir. Bu yönüyle Obruk Gölü, Kırşehir’in doğa ve tarih bakımından nasıl iç içe geçmiş bir şehir olduğunu gösteren güçlü örneklerden biridir.
Mucur’un yeraltı şehirleri de başlı başına büyük bir mirastır. İlçe merkezinin altını kapladığı, hatta Kapadokya hattına kadar uzandığı söylenen bu yeraltı yapıları; yalnızca birer sığınak ya da yaşam alanı değil, aynı zamanda bölgenin tarih boyunca ne kadar stratejik bir konumda bulunduğunun da göstergesidir. Bu alanların bir kısmının ziyarete açık olması, Kırşehir’in turizm açısından sahip olduğu potansiyelin yalnızca küçük bir bölümünün dahi ne kadar etkileyici olduğunu ortaya koymaktadır.
Mucur’da Aflak Baba vardır. Manevî hafızanın önemli duraklarından biri olan Aflak Baba, Kırşehir’in yalnızca taş yapılarla değil, gönül dünyasıyla da okunması gereken bir şehir olduğunu hatırlatır.
Mucur hattında bir başka büyük değer ise Seyfe Gölü’dür. Seyfe Gölü, yılın farklı dönemlerinde göçmen kuşlara ev sahipliği yapan, uluslararası öneme sahip bir sulak alandır. Kuş varlığı, ekolojik yapısı ve doğal dokusuyla Seyfe, yalnızca Kırşehir’in değil, Anadolu’nun korunması gereken en özel tabiat varlıklarından biridir.
Seyfe Gölü’nün çevresini kuşatan Kervansaray Dağları ise Kırşehir’in saklı hazinelerinden biridir. Bu dağlar, endemik türleriyle, doğal bitki örtüsüyle ve eşsiz manzarasıyla adeta ayrı bir dünya sunar. Bölgede üretilen balın niteliği bile, bu coğrafyanın bitki çeşitliliğini ve doğal zenginliğini göstermeye yeterlidir.
Kervansaray Dağları’na çıktığınızda karşınıza olağanüstü bir manzara çıkar. Bir tarafta Kırşehir kent merkezi, diğer tarafta Malya Ovası ve Seyfe Gölü uzanır. Bu tablo yalnızca seyredilecek bir güzellik değildir; doğa yürüyüşü, fotoğrafçılık, kampçılık ve yamaç paraşütü gibi birçok alternatif turizm faaliyeti için de büyük bir imkândır. Seyfe Gölü ve Malya Ovası üzerinde kurulacak doğru bir doğa turizmi vizyonu, Kırşehir’e bambaşka bir tanıtım kapısı açabilir.
Bu rotayı Akçakent’e çevirdiğimizde, Kırşehir’in bambaşka bir yüzüyle karşılaşırız. Akçakent, meşe ormanlarıyla İç Anadolu’nun ortasında Karadeniz’i andıran bir doğa atmosferi sunar. Eskiyurt Göleti, Boğazevci Göleti ve çevresindeki ormanlık alanlar, doğayla baş başa kalmak isteyenler için önemli birer cazibe noktasıdır. Bu bölgedeki yaylalar ise kamp ve doğa turizmi açısından mutlaka değerlendirilmesi gereken alanlardır.
Bu doğal zenginlikler içinde Akpınar’ı da ayrıca anmak gerekir. Akpınar’daki Kanlıgöl Şelalesi, Kırşehir’in saklı kalmış tabiat güzelliklerinden biridir. Suyun, kayanın ve yeşilin bir araya geldiği bu alan; doğa yürüyüşleri, fotoğrafçılık ve günübirlik gezi rotaları açısından önemli bir potansiyel taşımaktadır. Kanlıgöl Şelalesi, Kırşehir’in yalnızca tarihî ve kültürel mirasıyla değil, keşfedilmeyi bekleyen doğal güzellikleriyle de ne kadar zengin bir şehir olduğunu gösteren önemli duraklardan biridir.
Akçakent’in hemen yanı başında Çiçekdağı vardır. Çiçekdağı ve çevresi, Roma döneminden izler taşıyan kalıntılarıyla dikkat çeker. Yakın çevredeki yeraltı şehirleri, Bizans dönemine ait Üçayak Kilisesi ve diğer tarihî alanlar, Kırşehir’in inanç ve medeniyetler tarihi bakımından ne kadar derin bir geçmişe sahip olduğunu gösterir.
Seyfe Gölü, Malya Ovası ve çevresindeki höyükler ile tümülüsler ise Kırşehir’in henüz tam anlamıyla konuşulmayan tarihî hazineleridir. Bu alanların bir kısmı eski şehir kalıntılarını, bir kısmı ise mezar yapıları ve yerleşim izlerini barındırmaktadır. Bilimsel çalışmalar ilerledikçe, bu höyüklerin Kırşehir tarihini çok daha eski ve çok daha güçlü bir noktaya taşıyacağı açıktır.
Ankara-Kayseri yolu üzerinde, Karahıdır Köyü girişinde yer alan Yassıhöyük bu bakımdan özel bir öneme sahiptir. Japon bilim insanları tarafından yürütülen çalışmalarla gündeme gelen bu höyükte Asur ticaret kolonileri dönemine uzanan izlerin, saray ve tapınak temellerinin bulunması, Kırşehir’in Anadolu ticaret yolları üzerindeki tarihî konumunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu bölgeye yakın bir noktada Cemele Kalesi yer alır. Hâkim bir noktada bulunan Cemele Kalesi, karşısındaki Özbağ Keçi Kalesi ile birlikte değerlendirildiğinde, bölgenin tarih boyunca yolları ve geçitleri kontrol eden stratejik bir hat olduğunu gösterir. Keçi Kalesi’nin yeraltı şehriyle bağlantılı yapısı da bu tarihî savunma ve yerleşim ağının ne kadar güçlü olduğunu düşündürmektedir.
Cemele Kalesi’nin arkasından Yağmurlu Dağları’na, Demirli ve Ömerhacılı köylerine doğru uzandığınızda ise Kırşehir’in yürüyüş ve doğa sporları açısından ne kadar elverişli bir coğrafyaya sahip olduğunu görürsünüz. Baran Dağları, Kuş Kalesi ve çevresindeki yüksek kayalık alanlar, tarih ile tabiatın birleştiği etkileyici noktalardır. Bu bölgeler, doğru planlamayla güçlü trekking rotalarına dönüştürülebilir.
Kaman hattı ise Kırşehir’in arkeolojik kimliğinin en önemli merkezlerinden biridir. Çağırkan Köyü, Japon Bahçesi, Kaman Kalehöyük kazı alanı ve burada çıkarılan eserlerin sergilendiği müze, Kırşehir’i uluslararası arkeoloji dünyasında görünür kılan çok önemli değerlerdir. Japon bilim insanlarının bölgede uzun yıllardır yürüttüğü çalışmalar, Kırşehir’in yalnızca yerel değil, dünya ölçeğinde bir tarihî öneme sahip olduğunu göstermektedir.
Bu dağların ve tarihî hatların arka tarafına geçtiğinizde karşınıza Hirfanlı Barajı ve Kızılırmak Havzası çıkar. Savcılı Plajı, Hirfanlı kıyıları ve çevresindeki doğal alanlar, Kırşehir’in suyla kurduğu güçlü ilişkiyi ortaya koyar. Bir yanda Seyfe Gölü, bir yanda Obruk Gölü, bir yanda Hirfanlı Barajı, diğer yanda Kanlıgöl Şelalesi… Bütün bunlar, Kırşehir’in sanılanın aksine yalnızca kuru bozkırdan ibaret olmadığını; göller, vadiler, su havzaları, şelaleler ve doğal yaşam alanlarıyla zengin bir coğrafya olduğunu gösterir.
Sıdıklı bölgesindeki Frigya dönemine ait kalıntılar, tapınak alanları, Karakurt’taki tarihî Selçuklu hamamı ve şifahane, Kalender Baba Türbesi ve Sevdiğin’deki Hitit kayası da bu tarihî zincirin diğer önemli halkalarıdır. Kırşehir’in neresine bakarsanız bakın, mutlaka geçmişin bir izine, bir medeniyetin kalıntısına, bir inanç merkezine ya da bir tabiat güzelliğine rastlarsınız.
Kent merkezine geldiğimizde ise Selçuklu mirası bütün ihtişamıyla karşımıza çıkar. Ahi Evran Külliyesi, Cacabey Medresesi, Alaaddin Camisi, Melik Gazi Türbesi, Kapıcı Camisi, Çarşı Camisi, Lale Camisi ve daha birçok tarihî yapı, Kırşehir’in yalnızca bir yerleşim yeri değil, aynı zamanda bir medeniyet merkezi olduğunu gösterir.
Kent merkezindeki Kalehöyük de binlerce yıllık geçmişin sessiz tanıklarından biridir. Kısmi kazılar bile buranın ne kadar önemli bir tarihî alan olduğunu ortaya koymuştur. Daha kapsamlı çalışmalarla Kalehöyük’ün, Kırşehir tarihini çok daha eski dönemlere taşıyacak bilgiler sunması mümkündür.
Elbette Kırşehir’i yalnızca yapılarla, kalelerle, höyüklerle ve göllerle anlatmak da eksik kalır. Çünkü bu şehrin bir de ruhu vardır.
Bu ruhun adı Ahi Evran’dır. Bu ruhun adı Aşık Paşa’dır. Bu ruhun adı Neşet Ertaş’tır. Bu ruhun gönül coğrafyasındaki karşılığı Hacı Bektaş-ı Veli’dir, Yunus Emre’dir.
Kırşehir, Ahilik kültürüyle ticaret ahlakını; Ahi Evran’la toplumsal düzeni; Aşık Paşa’yla Türkçenin sesini; Cacabey’le bilimi; Neşet Ertaş’la bozlak geleneğini ve gönül dilini temsil eder. Bu şehir, yalnızca taşın, toprağın ve suyun değil; aynı zamanda sözün, sazın, irfanın ve kardeşliğin de şehridir.
Bütün bunlara termal kaynakları ve sağlık turizmi imkânları da eklendiğinde, Kırşehir’in çok yönlü bir turizm potansiyeline sahip olduğu daha net görülür. Doğa turizmi, kültür turizmi, inanç turizmi, arkeoloji turizmi, sağlık turizmi, ekoturizm ve gastronomi turizmi açısından Kırşehir, doğru bir vizyonla Türkiye’nin en özel destinasyonlarından biri haline gelebilir.
Ancak mesele yalnızca bu değerlere sahip olmak değildir. Asıl mesele, bu değerleri koruyarak görünür kılmak, bilimsel çalışmalarla güçlendirmek, doğru tanıtım stratejileriyle Türkiye’ye ve dünyaya anlatmak, yerel kalkınmaya katkı sunacak biçimde planlamaktır.
Kırşehir’in ihtiyacı olan şey parçalı projeler değil, bütüncül bir medeniyet rotasıdır. Mucur’dan Seyfe’ye, Akçakent’ten Akpınar’a, Çiçekdağı’ndan Kaman’a, Hirfanlı’dan Özbağ’a ve kent merkezine kadar uzanan bu geniş tarih, doğa ve kültür hattı tek bir vizyon etrafında ele alınmalıdır.
Çünkü Kırşehir’in elinde yalnızca birkaç tarihî yapı, birkaç doğal güzellik ya da birkaç kültürel değer yoktur. Kırşehir’in elinde baştan sona işlenmeyi bekleyen büyük bir medeniyet haritası vardır.
Bu haritanın açığa çıkarılması ise ortak akılla, bilimsel yaklaşımla, yerel sahiplenmeyle ve güçlü bir birliktelikle mümkündür.
Kırşehir, sahip olduğu değerleri doğru okuyabildiği gün; yalnızca İç Anadolu’nun ortasında yer alan bir şehir olarak değil, Türkiye’nin en güçlü kültür, tarih ve doğa merkezlerinden biri olarak anılacaktır.
Çünkü Kırşehir, bakmasını bilene yalnızca bir şehir değil; geçmişten geleceğe uzanan büyük bir Anadolu hikâyesidir.
Ömer Duran

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

